Çin

Çin benim Sibirya gezimin devamı.  7 otizmli çocuğun bana İzmir’de verdikleri taşı Vladivostok kıyısından pasifik okyanusuna attığım günün akşamı ilk işim Çin’e geçmek oldu. İstikamet Pekin’di. Çin’i çok merak ediyordum ve  beni heyecanlandırıyordu. Hayatım boyunca Çin settini görmek istemişimdir. Hayallerimden bir tanesine daha bir çizik atıcaktım. Bu gezide bayağı bir hayali gerçekleştirdim aslında. Bütün Sibirya’yı tren ile geçmiştim (9300 km). Çin settini görecektim. Hatta Tibet’e girme planım vardı. Bakalım neler oldu?

Rahat geçen bir yolculuktan sonra Pekin’e sabah 03:00 da vardım. Hemen uyuyup sabah erkenden kalkmalıydım. Erkenden bilgisayarımı Apple Store’a götürüp tamir ettirmeliydim. Çünkü Sibirya ekspresinin 2. günü bilgisayarımın üstüne bir bardak çay dökülüp herşeyi mahvetmişti. Bilgisayarım çalışmıyordu. Ne yazabiliyor nede fotoğraflarımla ugraşabiliyordum. Ama bu olayın aslında beni bambaşka yerlere götüreceğinin farkında değildim. Çayın getirdiklerini izlemeye almıştım.

Apple Store’a gittim ve bana oğlen saat 3’e randevu verdiler. 5 saatim vardı ve etrafı gezebilirdim biraz. Yasak Şehir’e gitmeye karar verdim. Uzun bir yürüyüşden sonra Yasak Şehir’e vardım ve büyüklüğünü görünce girmemeye karar verdim. Çünkü bilgisayar randevuma geç kalabilirdim. Elimdeki haritaya baktım ve Jingshan parkı lokasyon olarak ilgimi çekti. Zamanımı parkda harcıyabilirdim.

Jingshan parkında biraz zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmayıp bir baktım ki randevuma yarım saat kalmış. Geç kalıyordum. Apar topar hızlı adımlar ile otelime doğru yurumeye başladım.

Otelime doğru yürürken yanıma bir motorsiklet taksi yanaştı. Aslında binmek istiyordum ama parada anlaşamadıktan sonra ben yoluma devam karar verdim. Saat aleyhime işliyordu. Biraz yürüdükten sonra bu sefer yanıma bisiklet taksi geldi. Adam esmer,kel,zayıf ve buram buram alkol kokusu burnumun dibine kadar geliyordu. Nereye gittiğimi sordu. Ben ise Novotel dedim. Ne kadara götürürsün diye sorduğumda 3 yuan dedi. 3 yuan 1 lira ediyordu. Bisiklet benden hızlı da gidebilirdi. Ama tek bir sorun vardi oda uzerimde 50 yuan olmasıydı. Hic başka bozuk param yoktu. Ona peki 50 yuanı bozabilirmisin diye sorduğumda cebindeki paralara bakip evet dedi. Tamam dedim ve bisiklet taksinin arkasına bindim. Adamın ceb telefonu ile birini arayıp konustuğunun farkına vardım. Sanki benden de gizliyor gibiydi. Biraz kuşkulandım, bu isin icinde bir is var gibiydi. Hislerim bana alarm veriyordu. Bir süre sonrada adam bisikleti dar sokaklara doğru sürmeye başladı. Benim ise kafamda hemen film oynamaya başlamisti bile. Yollar daraldıkca beni ıssız bir sokağa cekip 3-4 kişi uzerimdeki herşeyi alabilir ve hatta beni yaralıyabilirlerdi… Hemen adama durmasını söyledim ve taksiden indim. Ona ana yoldan gitmesini istediğimde bana hayır sorun yok, sadece birazcık dar yoldan gideceğiz ve anayoldan gitmek çok uzak dedi. Hayır dedim anayol gitmelisin. Arkamda dizilmiş ordaki inşaat işçileri bize bakıp  bakıp gülüyorlardı. Ben ise ne yapıcağima karar vermeye calışıyordum. Birde kötü bir huyum var, bazen yüzleşmek de istiyorum kafamdaki sinyaller ile. Dur bakalım dedim, ne olucağını görmek istedim. Tamam deyip taksiye bindim. Ama öyle bir oturdum ki, her an ayaklanıp her tarafa doğru atlayıp kaçabilecek durumdaydım. Uzun bir süre ilerledikten sonra dar sokaklardan çıkıp anayola geri geldik. Benim içim biraz rahatlamişti. Hiçbirşey olmamıştı ve sanki güvende gibiydim. Birsüre sonra tekrar dar bir sokağa daldık. Yine tedirginlik başladi bende. Önümüzdeki sağ ve sol araları kontrol ediyor, herhangi bir durumda bisikletden atlamak için pozisyon alıyordum. Derken arkadan motorlu taksilerden biri yanaştı. Adam irice biri ve suratında kocaman güven veren bir gülümseme ile bana bakıyordu. Yanyana geldiler, benim taksici bana yandaki taksiye geçmem gerektiğini işaret ediyor ve bu yolla daha hızlı gideceğimi söylüyordu. Ben ise adamın sözünü dinleyip yan taksiye gectim. Bana sanki ilegal çalışıyorlarda biri sokaktan müşteri buluyor, ara sokaktan da oteki transfer ediyor gibi geldi. O yüzden itiraz da etmedim ve yolumuza devam ettik. Şöför giderken yolda gördüğü eski evleri bana gösterip ne kadar eski olduklarini anlatiyordu. Bunlar aslında beni rahatlatma taktikleri idi…
Issız bir sokağa daha girmiştik ve sola dönen yolun başında durduk. Taksiden indim. L şeklinde iki yolun kesiştiği bir köşeydi bulunduğumuz yer. Anayolu uzaktan da olsa görebiliyordum. Etrafta otelime benzer bir bina yoktu. Otelim nerde diye sorduğumda, ileriden köşeyi dönünce ulaşıcağımı söyledi. Daha fazla diretmeden 50 yuani verdim ve para üstünü istedim. Oda parayı alıp cebine attıkdan sonra bana 300 dedi. Ne 300′ü dedim? Cebinden cüzdanını çıkarıp üstünde sanki tarifeler yazan bir kağıdı gösterip 300 dolar dedi. İşte o an beynimden yine film şeritleri geçmeye başladı. 3 km yol yapıp karşımdaki 300 dolar istiyordu, benim boynumda fotoğraf makinem ve çantamda bütün ekipmanlarım vardı, kapana sıkışmış bir halde kala kalmıştım ve acele davranmaliydim. Bir sonraki adım kavga ile sonuçlanıp ya ben ya o yaralanıp, yada ben bütün ekipmanlarımı kaybetmiş halde otelin yolunu tutabilirdim. Kısa bir sürede olsa Anayolun nerde olduğunu görmüştüm. 300 doları duyup bütün bunları saniyesinde düşünüp hemen anayola doğru koşturmaya başladım. Uzaktan geçen arabaları görebiliyordum. Oraya vardığım zaman güvende olucaktım. Adam şaşkınlık içerisinde arkamdan stop diyerek koşturmaya başladi. O 300 dolar için koşuyordu, ben ise bütün ekipmanlar için. Kazanma şansı yoktu. Benim bu kadar çabuk harekete geçiceğimi tahmin de etmemişti. Zannediyordu ki 50 yuani geri almaya Çalışacağım. Birsüre beni takip ettikden sonra baktı ki şansı yok ve beni takip etmeyi bıraktı. Karşıdan bir yaşli çift bana doğru yürüyordu. Beni görünce donup kaldılar. Onların yanından yarı ışık hızıyla geçtikden sonra anayola ulaşıp hatta karşıdan karşıya bile geçmiştim. Artık güvendeydim. Arkama baktığımda adam o sokaktan motoru ile çıkıp aksi yöne sürerek yoluna devam etti. Bende hemen otelime doğru yürümeye devam ettim. Herşeye rağmen hala bir randevum vardı. Sonrasında dedim ki; Ne çaymış arkadaş. Sibirya treni içerisinde bilgisayarıma dökülen çay neler getirecek hayatıma diye merak ediyordum. Bilgisayarı tamire götürürken başıma gelenlere bakın. Hayat o kadar cok gözden kaçırdığımız zincir olaylar ile dolu ki!

Giden 50 yuan (18 lira) olmuştu ama karşılığında aldığım hayat dersi paha biçilmez idi.
Pekin aslında anlattığım kadar tehlikeli değil. Ben bir o kadar da güvenli olduğunu düşünüyorum. Benim yaşadiğim olay istisnai bir durum. Tümüyle benim yaşamam gereken bir olay. Tümüyle şans da diyebilirsiniz. Çin bu bölgelerin en güvenli ülkelerinden biridir. O yüzden sakın yanliş bir fikre sahip olmıyalım.

Bilgisayarımın ana kartında sorun varmış tamiri için 1500 lira istediler. Sonunda tamir ettiremedim. Bu benim için büyük sıkıntı idi. Ne yazabiliyor, nede çizebiliyordum. Bir çay hala beni sıkıntıya sokuyordu. Yazmadan bu seyahat nasıl olabilirdi?

Pekin’deki 2. günümü Çin seddine giderek değerlendirdim. Pekin’in 80 km kuzeybatısında bununan Badaling’ i ziyaret ettim. Bölgedeki en yüksek rakım 1015 metre idi. Badaling aynı zamanda en çok turistin ziyaret ettiği bölge. Duvarlar çok iyi bir restorasyon görmüş ve aynı zamanda bir geçit görevini üstlenmiş Badaling. Ben yarşılıklı en yüksek 2 tepenin zirvesinede çıktım. Gerçekten çok etkileyici ama heryer turist dolu. Görülmesi gereken biryer ama 1 gün yetiyor.

Pekin’deki 3. günümde ise Yasak Şehir’i ziyaret etmek istedim. Yasak Şehir beni gerçekten çok etkiledi. Öncelikle inanılmaz büyük bir alana kurulmuş (720.000 m²). İçeride tam tamına 8.707 oda ve 980 yapı bulunmakta. Bütün gününüzü sadece Yasak Şehir’e ayırmanız gerekiyor ve güzel de oluyor.

Yoluma Harbin’e geçerek devam ettim. Herşey güzeldi ama Harbin kadar soğuğunu görmemiştim.  Çok gariptir Sibirya’da -34 görmeme rağmen Harbin’in -20 si beni daha çok üşüttü. Harbin’e gelme amaçlarımdan biri, burda 1985 yılından beri yapılan Buz ve Kar Heykel Festivali. İnanılmaz buzdan bir şehir kuruyorlar içlerinde buzdan kaleler var. Kardan devasa heykeller. Dünyanın en büyük dört buz ve kar festivalinden biri Harbin. Tabi şöyle bir durum var , ben Buz festivalini 1 saatden fazla gezemedim. Artık parmaklarım üşümüyor, inanılmaz bir acıyla zongluyordu soğuktan. Harbinde 2 gün kaldıktan sonra Chengdu’ya çevirdim. Aslında Chengdu’dan Tibet’e tren ile geçip ordan ben Kathmandu’ya geçmeyi planlıyordum. Ne yazıkki tam benim vize istediğim zamanda Çin hükümeti Tibet’e giriş çıkışları kapatıyormuş. O yüzden yolun o bölümü iptal olmuştu. Chengdu çok özel biryer değildi ama Panda’lar vardı. 2 tane çok büyük Chengdu Panda Üreme ve Araştırma Merkezi var. Ben 1 tanesini ziyaret ettim ve gerçekten beklediğimden daha çok zevk aldım. Muhteşem yaratıklar. Hayatımda gördüğüm en tatlı hayvanlar diyebilirim.

Chengdu’da bilgisayarın başında oturup nereye gitsem diye bakar iken birden kendimi Türkiye’ye dönüş bileti almışken buldum. Sebebi ise şuydu. Bilgisayarımın olmaması, yolculukta yaşadıklarımı yazamamanın vermiş olduğu piskoloji, fotoğraflarımı bilgisayarıma aktaramamak ve aynı zamanda onları düzenliyememek gibi etkenler beni o kadar yormuştu ki, biranda evime dönmek istedim. Bunlar hala o çayın etkileri idi. Bir çay bana bir hırsızlık olayı yaşatıp birde bunun üstüne beni evime döndürmeyi başarmıştı.

Ben tekrardan Hindistana gitmek istiyordum aslında. Sibirya ekspresi ve Çin beni gerçekten çok etkilememişti. Belki yoldaki talihsizlikler ve soğuk buna sebep olmuş olabilirdi. Seyahatimi yarıda kesip İzmir’e dönmüştüm. Evimde dinlenmek istiyordum artık. Daha İzmir’e geleli 3 gün olmuş ike komşum beni evine davet etti. O evde akşam otururken başka bir komşumuz daha geldi Alman bir kadın ile. Ve çok güzel bir muhabbet’den sonra Alman kadının şubat sonunda Hindistan-GOA  da yaptırdığı elbiselerin fotoğraf çekimi varmış. Uzun lafın kısası. Bütün anlaşmalar yapıldı ve biletim,vizem herşeyim hazır. Yarından sonra Hindistan’a fotoğraf çekimine gidiyorum ve 40 gün kalıcağım:)  Bunu neden anlattım? İşte o çay beni geri getirip olmam gereken doğru yerde olmamı sağlayıp, asıl istediğim şeye doğru beni götürüyor. O çay herşeyi mahvetti demiştim ama büyük bir şanstı aslında.

Çaylarınızı içer iken çok dikkat edin,

sizi de biryerlere götürmesin sonra…

Tarık GÖK

www.tarikgok.com

Leave a comment