7 bin kilometrelik yolun hikayesi. Tam metin röportaj.

Sırma GÜVEN’in kaleminden.
———————–

Bu bir hayat sınavı. Bu bir yolculuğun hikayesi .

Hindistan, Nepal Sergisi
Afişi görüyorum.
Bayılıyorum.
Afiş için seçilen fotoğraftan etkileniyorum
Güzel iş çıkarmış Tarık Gök.. Büyük emek.
Hindistan da güzel seçim olmuş diyorum.
Tanışmak istiyorum.
Röportaj için buluşuyoruz.
Derin bir hikaye beklemiyorum aslında.
“Evet Hindistan’a gidip fotoğraflar çektim. Döndüm. Hindistan çok mistik bir yer, güzel bir sergi olacak” der ama illa ki deneyimlerini de aktarır. “Neden sadece fotoğraf çekmek için taa Hindistan’a kadar gittin” diye sorarım. Böylelikle merakımı da gideririm.
Buluşuyoruz.
“Fotoğraf bahane” diyor. Altından öyle derin konular, öyle bir yolculuk çıkıyor ki şaşırıp kalıyorum.
Tüm hikayeyi dinledikten sonra fotoğraflar sadece bir ayrıntı gibi dursa da sergiyi mutlaka gezmeniz gerektiğini hatta Hindistan serüvenini Tarık Gök‘ün ağzından dinlemek için 4 Ekim 2013, saat 18:30’da Aksoy Plazadaki sergi açılışına mutlaka katılmanız gerektiğini düşünüyorum. Gelmeden önce yolculuğun ve taşın hikayesini daha da detaylı öğrenmek için de Tarık Gök’ün bloğuna bir göz atın derim.
İzmirli misiniz?
Evet, 1977 yılı İzmir doğumluyum. Doğduktan altı ay sonra ailem ile Almanya’ya yerleşmişiz. Dokuz yaşıma kadar Almanya’da kaldık . Hollanda’ya gidip beş sene de orada yaşadık. Yirmi yedi yaşımda ülkeme geri döndüm ve Bodrum’a yerleştim. Üç yıl kadar da Bodrum’da kaldıktan sonra artık memleketime yani İzmir’e dönmeye karar verdim.
Fotoğrafçılıkla ilgili eğitim aldınız mı?
Fotoğraf adına hiçbir eğitimim yok. Hollanda’da yaşarken yapacak bir şey bulamayıp amatör olarak fotoğrafçılığa merak sardım.. En sevdiğim huyum; bir şey olmak istiyorum ve onu olabilmek için çok çaba sarf ediyorum ve en sonunda olmak istediğim kişi oluyorum.
Bunlar geçici hevesler mi oluyor?
Evet genelde geçiyor ama fotoğraf sevdam hiç geçmedi. Hayatımın sonuna dek de devam ettirmek isteyeceğim bir meslek. Fotoğrafçılığı dünyayı gezerek ve tanıyarak yapmaktan büyük keyif alıyorum.
Daha önce açtığınız sergiler oldu mu?
Evet, karma sergilerim oldu. Bu sergi benim ilk kişisel sergim olacak . Sergiden daha çok performans diye de adlandırabiliriz. Açılışta bir buçuk saatlik bir sunumum olacak. Video ve slaytlar yardımıyla yol hikayemi anlatacağım.
7000 kmlik yolun hikayesi
Yol hikayenizin başlama noktası nedir?
Başka ülkelerde gidip yaşamayı çok seviyorum. Ülkeleri seçerken özellikle geri kalmış ülkelere gitmeyi tercih ediyorum. Bizden ileri ülkelerde pek işim olmuyor .
Aslında nedense genelde tam tersi yapılır. Neden özellikle geri kalmış ülkeler?
Evet, bizden ileri ülkeler her zaman tercih edilir. Bizler, dünya vatandaşı olarak, maalesef ki geçmişimizi kaybediyoruz. Dünya modernleşmenin içine girmiş ve çok hızlı ilerliyor. Biz geçmişimizi kaybederken neden bizden daha ileridekileri gidip ziyaret edelim. Gelecek zaten eninde sonunda bizi bulacak ama geçmişimizi hala görebileceğimiz ülkeler varken, ki bunlardan biri de Hindistan, neden ileride ki ülkeleri seçeyim.
Hindistan’ı seçmenizin özel bir sebebi var mı?
Hindistan’da hala iki bin yıl öncesinde yaşayan insan modellerini görebiliyorsunuz. Çırılçıplak, üstleri başları kül, saç sakal birbirine karışmış insanları görme şansınız var. Sanırım Hindistan’ın yaşanması çok zor bir ülke olması beni çekiyor. Bu macera sadece gezmek amaçlı çıkılmış bir seyahatten öte bir hayat sınavıydı. Yaşadığınız ülkeden yüz veya iki yüz yıl geride olan insanlarla dört ay zaman geçirdiğinizde ister istemez etkileniyorsunuz.
Seyahatinizde sizi en çok ne etkiledi?
Dört ay zaman geçirip yedi bin kilometre yapıp geri döndüğünüzde asla aynı insan olmuyorsunuz. Hayatınızda göremeyeceğiniz bir takım şeylere şahit oluyorsunuz. Bunun içinde fakirlik, insanların sokaklarda can çekişmesi, ölüme gitmeleri, çaresizlikler, farklı inanışlar, bir sokaktan diğer sokağa geçtiğinizde gördüğünüz çağ değişimi ve din değişimi gibi olaylar var. Tıpkı bir gökkuşağı gibi siz de kültürlerin değişimini yaşıyorsunuz. Ben de gidip vizyonumu açmak istedim. Gezme amacım aslında beynimi beslemekti. Hem ruhumu hem beynimi de diyebilirim. Göreceğim şeylere karşı son derece hazırlıklıydım ama gördüğüm şeyleri kabullenmem iki haftamı aldı.
O ilk iki hafta nasıl geçti?
İki hafta hayatımın en kötü günlerini yaşadım.
Kaldığınız yer, yaşam şartları mı zorladı sizi?
Kaldığım yer çok sorun olmadı. Ben anlık yaşayan biriyim. Kalacak yeri çok problem etmedim. Dört ay içinde sokakta yattığım günler de oldu, plajda yattığım günler de oldu, dere kenarında çadırlarda yattığım günler de oldu. Her türlü koşula hazırlıklı olmanız gerekiyor yoksa bir şekilde hayal kırıklığına uğrayıp gittiğiniz yoldan hızlı bir şekilde geri dönersiniz. Hindistan öyle bir ülke ki ya seviyorsunuz ya da nefret ediyorsunuz.
Siz hangi kategoriye giriyorsunuz?
Her ne kadar nefret ettiğim anlar olsa da ben seviyorum. Gün içinde yoğun bir duygu seli yaşıyorsunuz. Nefreti ve sevgiyi dönüşümlü olarak hissediyorsunuz.
Nasıl başladınız bu yedi bin kilometrelik yürüyüş seyahatine?
Seyahate Nepal’den başladım. İnternetten tanıştığım dört kişi ile birlikte Katmandu’dan Everest’e bir yürüyüşe başladık.
Tanımadığınız dört kişi ile birlikte mi seyahate çıktınız yani?
Aynen. İnternetten tanıştığım dört kişi ile birlikte çıktım seyahate.
Hepiniz fotoğraf sanatçısı mısınız peki?
Hayır, herkesin farklı meslekleri vardı.
Hedefler mi aynıydı?
Evet, hepimizin hedefi Everest’in ana kampına ulaşmaktı. İnternetten aynı yürüyüşü yapmak isteyen dört kişi ile, biri İngiliz, biri Avustralyalı, biri Hollandalı ve biri de Güney Afrikalı ve Türkiye’den de ben dahil olmak üzere hep birlikte Katmandu ya uçtuk. Ertesi gün Jiri denen köye on saatlik bir otobüs yolculuğu yaptık ve bana göre dünyanın en zorlu bu otobüs yolculuğundan sonra Jiri’ye ulaştık. Jiri’de 1953 yılında Everest’e çıkan ilk adam Edmund Hillary’nin izlediği yolu yaşamak istedik. Onun izlediği yol ile Everest’in ana kampına ulaşmak on dört gün sürüyor. Her gün on, on beş kilometre yol yürüdük.
Everest ana kampına ulaşabildiniz mi?
Evet . Bir kişi yarı yolda vazgeçip geri döndü ama biz ana kampa ulaşabildik. Üçüncü haftanın sonunda Himalayalar’ın en tehlikeli havaalanında mahsur kaldık ve yılbaşını orada geçirdik. Aslında benim olayım tam da orada başlıyor. Ben Himalayalar’dan aldığım bir taşı yedi bin kilometre yol yapıp Hindistan’ın en güney ucuna, üç denizin birleştiği noktaya atabilmek istedim. Bu benim hedefimdi. Ülkeyi, o taşı istediğim yere atabilmek için yürüyerek geçmem gerekiyordu. Bu aslında işte bu taşın hikayesidir.
Neden böyle bir istek peki? Rüya filan mı gördünüz? Biri size al o taşı üç denizin birleştiği yere at mı dedi?
Hayır, öyle bir şey değil. Bu sadece kendime koyduğum bir hedefti. Bloğumda da yazdığım gibi keşke her insanın dileği bir taş atabilmek olsaydı, her şey çok daha farklı belki de daha kolay olurdu. O taş ile benden bir şeyler de gitti, aynı zamanda bir şeyler de geldi. Tüm ülkeyi o taşı atmak için geçmek esas amacımdı. Dört ay sürdü. Himalayalar belliydi, varacağım nokta da belliydi ama oraya varacağım birden çok farklı yol vardı. Kendimi bıraktım ve su döküldü yolunu buldu. Ben de kendimi orada buldum. Kaderci bir adam değilim ama kendinizi karmanıza bırakıyorsunuz.
Esas amaç fotoğraf çekmek değil miydi yani?
Aynen. Bu bir hayat sınavıydı. Bu bir yolculuğun hikayesiydi. Sergim de aslında sadece bir fotoğraf sergisi olmayacak ben yolculuğumu anlatacağım. Yollar nasıl geçti, neler yaşadım, nereden sonra benim psikolojimde değişiklikler olmaya başladı.
Bu yolculukta kendinizi tanıyorsunuz. Çakralarım açıldı. Kendimi çok yükseklerde hissediyorsunuz gibi değil , sadece kendinizi tanıyorsunuz. Kendinizi kabul ediyorsunuz. Yolculuğa başladıktan bir süre sonra kendinizi aynada görüyorsunuz.

Size tutulan aynada gördüğünüz defoları düzeltebiliyor musunuz peki?
Düzeltmek yok. Olanı kabul etmeyi öğreniyorsunuz. Kendinizle yüzleşiyorsunuz. Yedi bin kilometreyi tek başıma geçtim. Tek başımayken soyulma riski yaşadım. Özellikle Kuzey Hindistan köşe kapmaca gibiydi. O kadar yorucuydu ki… İnsanlar bacaklarınızın arasına yapışıyorlar, cüzzamlılar sana dokunmaya çalışıyor, trenlerde giderken alttan dilenciler geliyor, yani sürekli tetiktesiniz. Herkes sizde milyoner potansiyeli görüyor. Sizi milyoner zannediyorlar çünkü beyazsınız. Çoluk çocuk demeden herkes size el açıyor dilenmeye başlıyor. Bir süreden sonra psikolojik baskı hissediyorsunuz ve bu baskı sizi rahatsız etmeye başlıyor. Sokakta durdurup size soru soruyorlar. Amaç hep aynı, bir şekilde para almaya çalışmak. Belli bir süre sonra cevap vermeyi bırakıp insanoğlundan nefret etmeye başlıyorsunuz, duygularınız sizi yukarıya aşağıya sürüklüyor. Böyle olunca da beyin daha önce hiç olmadığı kadar derine inmiş oluyor. Egosu olmayan insanların arasında sizin de egonuz yavaş yavaş aşağıya çekiliyor ve olayları algılamaya başlıyorsunuz. Belli bir süre sonra o insanları kabul etmeye başlayıp teslim oluyorsunuz. Ve işte ondan sonra her şey kolaylaşıyor. İşte o noktaya gelebilmek ve devam edebilmek çok önemli.
Peki Türkiye’ye geri döndüğünüz de sihir bir anda bozuldu mu?
Aslında tam tersi. Hani çay demlenir ya, işte beyninizde yavaş yavaş demlenmeye başlıyor. Siz ister istemez oradan farkında olmadan aldığınız şeyleri burada yavaş yavaş kafanızdan geçirmeye başlıyorsunuz. Orada bunları düşünmeye zamanınız olmuyor. Orada daha çok ben bu serüveni bitirmeliyim ve hedefime ulaşmalıyım amacındaydım.
Benim için inanılmaz bir deneyimdi. Binlerce kitap okusaydım bile bu deneyimde öğrendiklerimle mukayese edilemezdi. Hayatta her evre insana bir şeyler öğretir. Öğrendiğiniz her şey ileride bir yapbozun parçası olacaktır. Hindistan’a gidip öğrenmem gerekenler şeyler varmış. İnsanlara gidin, gezin ve hayatta istediğiniz şeyleri mutlaka yerine getirin diye bloğumda defalarca dile getirdim. İnsanların da benden ilham aldığını düşünüyorum ve bu beni tabii ki mutlu ediyor.
Buraya geri dönerken bir daha Hindistan’a asla gitmem diye düşünüyordum ama sanırım Ocak ayında yine gideceğim.
Fotoğrafladığınız kişileri neye göre belirlediniz? Poz verdirip nasıl durmaları gerektiğini mi söylediniz?
İlk Hindistan’a girdiğimde kimin fotoğrafını çektiysem gelip benden para istedi. Bende ne parası alt tarafı bir fotoğraf mantığı ile yaklaştım. Ama bir süre sonra baktım ki sıkıntı olmaya başladı. İki hafta sonra öğrendim. Çekmek istediğim yüzlere karar verip her çektiğim fotoğrafın parasını da verdim.
Belli bir tema seçtiniz mi yoksa günlük halleri ile mi çektiniz?
Tümü ile günlük halleri. Ben zaten temalı fotoğrafları sevmiyorum Günlük yaşantılarından kareler almayı tercih ettim. Sergimde de çok fazla yüz göreceksiniz çünkü insanın hikayesini yüzünden okuyabilirsiniz.
Fotoğrafını çekip de etkilendiğiniz biri oldu mu?
Afişte resmini kullandığım kişi. Ganj Nehrine bakarak sigarasını içiyordu. Olduğu gibi hiçbir düzeltme yapmadan resmini çektim. Para filan da istemedi, değişik biriydi.
Şansıma güvenirim ve doğru zamanda doğru yerde olduğumu düşünürüm. On iki yılda bir yapılan tüm bilge adamların toplandığı bir zamana denk geldim. Elli beş gün ibadet ediyorlar. Yaklaşık elli milyon kişi vardı. Dünyanın en büyük insan buluşmasıydı orada çok farklı insanlar vardı.
Oradan güzel fotoğraflar çıkmıştır
Maalesef orada makinamı çıkartamadım. Zaten sürekli neden sen buradasın gibi bakıyorlardı.
Çekimler sırasında epey ilginç anlar yaşamışsınızdır. Aklınızda kalan bir olay oldu mu?
Bir keresinde hakim bir noktadan ölü yakma törenini elimde kamera ile gizli gizli çekiyordum ki beni yakaladılar . “Sen bizim kültürümüzle dalga mı geçiyorsun? Ölülerin karmalarını bozuyorsun” gibi laflar etmeye başladılar. Adamların para koparmak istediğinin farkındasın ama yine de korkuyorsun. “Şurada cesetler var onların kimseleri yok. Hadi onlara bağış yap” diyerek pazarlık yaptılar. Sonunda beni kutsadılar, parayı alıp beni gönderdiler. Korkutucu ortamlar tabii. Bana sekiz liraya mal olan bu olayda hayatta hiç olmadığım kadar çaresiz hissettim kendimi ve alacağım en büyük hayat dersini aldım.
Bilge Hintliler ile tanıştınız mı?
Maalesef çünkü her şey paraya dönmüş. Bilge dediğiniz adamlar beni etkilesin istiyorsunuz ama o sizden para istiyor. Ben ne yazık ki görmek istediğim huzuru o insanlarda göremedim. Budistler hariç. Budistler mükemmel. İçlerinde kötülük, para hırsı filan yok. Aradıkları sadece iç huzur. Onu da bulmuşlar.

Leave a comment