• IMG_5984
  • IMG_5971
  • IMG_5836
  • IMG_5788
  • IMG_5682
  • IMG_5408
  • IMG_5378
  • IMG_5170
  • IMG_5060
  • IMG_5009
  • IMG_4961
  • IMG_4943
  • IMG_4887
  • IMG_4863
  • IMG_4851
  • IMG_6212

Çin

Çin benim Sibirya gezimin devamı.  7 otizmli çocuğun bana İzmir’de verdikleri taşı Vladivostok kıyısından pasifik okyanusuna attığım günün akşamı ilk işim Çin’e geçmek oldu. İstikamet Pekin’di. Çin’i çok merak ediyordum ve  beni heyecanlandırıyordu. Hayatım boyunca Çin settini görmek istemişimdir. Hayallerimden bir tanesine daha bir çizik atıcaktım. Bu gezide bayağı bir hayali gerçekleştirdim aslında. Bütün Sibirya’yı tren ile geçmiştim (9300 km). Çin settini görecektim. Hatta Tibet’e girme planım vardı. Bakalım neler oldu?

Rahat geçen bir yolculuktan sonra Pekin’e sabah 03:00 da vardım. Hemen uyuyup sabah erkenden kalkmalıydım. Erkenden bilgisayarımı Apple Store’a götürüp tamir ettirmeliydim. Çünkü Sibirya ekspresinin 2. günü bilgisayarımın üstüne bir bardak çay dökülüp herşeyi mahvetmişti. Bilgisayarım çalışmıyordu. Ne yazabiliyor nede fotoğraflarımla ugraşabiliyordum. Ama bu olayın aslında beni bambaşka yerlere götüreceğinin farkında değildim. Çayın getirdiklerini izlemeye almıştım.

Apple Store’a gittim ve bana oğlen saat 3’e randevu verdiler. 5 saatim vardı ve etrafı gezebilirdim biraz. Yasak Şehir’e gitmeye karar verdim. Uzun bir yürüyüşden sonra Yasak Şehir’e vardım ve büyüklüğünü görünce girmemeye karar verdim. Çünkü bilgisayar randevuma geç kalabilirdim. Elimdeki haritaya baktım ve Jingshan parkı lokasyon olarak ilgimi çekti. Zamanımı parkda harcıyabilirdim.

Jingshan parkında biraz zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmayıp bir baktım ki randevuma yarım saat kalmış. Geç kalıyordum. Apar topar hızlı adımlar ile otelime doğru yurumeye başladım.

Otelime doğru yürürken yanıma bir motorsiklet taksi yanaştı. Aslında binmek istiyordum ama parada anlaşamadıktan sonra ben yoluma devam karar verdim. Saat aleyhime işliyordu. Biraz yürüdükten sonra bu sefer yanıma bisiklet taksi geldi. Adam esmer,kel,zayıf ve buram buram alkol kokusu burnumun dibine kadar geliyordu. Nereye gittiğimi sordu. Ben ise Novotel dedim. Ne kadara götürürsün diye sorduğumda 3 yuan dedi. 3 yuan 1 lira ediyordu. Bisiklet benden hızlı da gidebilirdi. Ama tek bir sorun vardi oda uzerimde 50 yuan olmasıydı. Hic başka bozuk param yoktu. Ona peki 50 yuanı bozabilirmisin diye sorduğumda cebindeki paralara bakip evet dedi. Tamam dedim ve bisiklet taksinin arkasına bindim. Adamın ceb telefonu ile birini arayıp konustuğunun farkına vardım. Sanki benden de gizliyor gibiydi. Biraz kuşkulandım, bu isin icinde bir is var gibiydi. Hislerim bana alarm veriyordu. Bir süre sonrada adam bisikleti dar sokaklara doğru sürmeye başladı. Benim ise kafamda hemen film oynamaya başlamisti bile. Yollar daraldıkca beni ıssız bir sokağa cekip 3-4 kişi uzerimdeki herşeyi alabilir ve hatta beni yaralıyabilirlerdi… Hemen adama durmasını söyledim ve taksiden indim. Ona ana yoldan gitmesini istediğimde bana hayır sorun yok, sadece birazcık dar yoldan gideceğiz ve anayoldan gitmek çok uzak dedi. Hayır dedim anayol gitmelisin. Arkamda dizilmiş ordaki inşaat işçileri bize bakıp  bakıp gülüyorlardı. Ben ise ne yapıcağima karar vermeye calışıyordum. Birde kötü bir huyum var, bazen yüzleşmek de istiyorum kafamdaki sinyaller ile. Dur bakalım dedim, ne olucağını görmek istedim. Tamam deyip taksiye bindim. Ama öyle bir oturdum ki, her an ayaklanıp her tarafa doğru atlayıp kaçabilecek durumdaydım. Uzun bir süre ilerledikten sonra dar sokaklardan çıkıp anayola geri geldik. Benim içim biraz rahatlamişti. Hiçbirşey olmamıştı ve sanki güvende gibiydim. Birsüre sonra tekrar dar bir sokağa daldık. Yine tedirginlik başladi bende. Önümüzdeki sağ ve sol araları kontrol ediyor, herhangi bir durumda bisikletden atlamak için pozisyon alıyordum. Derken arkadan motorlu taksilerden biri yanaştı. Adam irice biri ve suratında kocaman güven veren bir gülümseme ile bana bakıyordu. Yanyana geldiler, benim taksici bana yandaki taksiye geçmem gerektiğini işaret ediyor ve bu yolla daha hızlı gideceğimi söylüyordu. Ben ise adamın sözünü dinleyip yan taksiye gectim. Bana sanki ilegal çalışıyorlarda biri sokaktan müşteri buluyor, ara sokaktan da oteki transfer ediyor gibi geldi. O yüzden itiraz da etmedim ve yolumuza devam ettik. Şöför giderken yolda gördüğü eski evleri bana gösterip ne kadar eski olduklarini anlatiyordu. Bunlar aslında beni rahatlatma taktikleri idi…
Issız bir sokağa daha girmiştik ve sola dönen yolun başında durduk. Taksiden indim. L şeklinde iki yolun kesiştiği bir köşeydi bulunduğumuz yer. Anayolu uzaktan da olsa görebiliyordum. Etrafta otelime benzer bir bina yoktu. Otelim nerde diye sorduğumda, ileriden köşeyi dönünce ulaşıcağımı söyledi. Daha fazla diretmeden 50 yuani verdim ve para üstünü istedim. Oda parayı alıp cebine attıkdan sonra bana 300 dedi. Ne 300′ü dedim? Cebinden cüzdanını çıkarıp üstünde sanki tarifeler yazan bir kağıdı gösterip 300 dolar dedi. İşte o an beynimden yine film şeritleri geçmeye başladı. 3 km yol yapıp karşımdaki 300 dolar istiyordu, benim boynumda fotoğraf makinem ve çantamda bütün ekipmanlarım vardı, kapana sıkışmış bir halde kala kalmıştım ve acele davranmaliydim. Bir sonraki adım kavga ile sonuçlanıp ya ben ya o yaralanıp, yada ben bütün ekipmanlarımı kaybetmiş halde otelin yolunu tutabilirdim. Kısa bir sürede olsa Anayolun nerde olduğunu görmüştüm. 300 doları duyup bütün bunları saniyesinde düşünüp hemen anayola doğru koşturmaya başladım. Uzaktan geçen arabaları görebiliyordum. Oraya vardığım zaman güvende olucaktım. Adam şaşkınlık içerisinde arkamdan stop diyerek koşturmaya başladi. O 300 dolar için koşuyordu, ben ise bütün ekipmanlar için. Kazanma şansı yoktu. Benim bu kadar çabuk harekete geçiceğimi tahmin de etmemişti. Zannediyordu ki 50 yuani geri almaya Çalışacağım. Birsüre beni takip ettikden sonra baktı ki şansı yok ve beni takip etmeyi bıraktı. Karşıdan bir yaşli çift bana doğru yürüyordu. Beni görünce donup kaldılar. Onların yanından yarı ışık hızıyla geçtikden sonra anayola ulaşıp hatta karşıdan karşıya bile geçmiştim. Artık güvendeydim. Arkama baktığımda adam o sokaktan motoru ile çıkıp aksi yöne sürerek yoluna devam etti. Bende hemen otelime doğru yürümeye devam ettim. Herşeye rağmen hala bir randevum vardı. Sonrasında dedim ki; Ne çaymış arkadaş. Sibirya treni içerisinde bilgisayarıma dökülen çay neler getirecek hayatıma diye merak ediyordum. Bilgisayarı tamire götürürken başıma gelenlere bakın. Hayat o kadar cok gözden kaçırdığımız zincir olaylar ile dolu ki!

Giden 50 yuan (18 lira) olmuştu ama karşılığında aldığım hayat dersi paha biçilmez idi.
Pekin aslında anlattığım kadar tehlikeli değil. Ben bir o kadar da güvenli olduğunu düşünüyorum. Benim yaşadiğim olay istisnai bir durum. Tümüyle benim yaşamam gereken bir olay. Tümüyle şans da diyebilirsiniz. Çin bu bölgelerin en güvenli ülkelerinden biridir. O yüzden sakın yanliş bir fikre sahip olmıyalım.

Bilgisayarımın ana kartında sorun varmış tamiri için 1500 lira istediler. Sonunda tamir ettiremedim. Bu benim için büyük sıkıntı idi. Ne yazabiliyor, nede çizebiliyordum. Bir çay hala beni sıkıntıya sokuyordu. Yazmadan bu seyahat nasıl olabilirdi?

Pekin’deki 2. günümü Çin seddine giderek değerlendirdim. Pekin’in 80 km kuzeybatısında bununan Badaling’ i ziyaret ettim. Bölgedeki en yüksek rakım 1015 metre idi. Badaling aynı zamanda en çok turistin ziyaret ettiği bölge. Duvarlar çok iyi bir restorasyon görmüş ve aynı zamanda bir geçit görevini üstlenmiş Badaling. Ben yarşılıklı en yüksek 2 tepenin zirvesinede çıktım. Gerçekten çok etkileyici ama heryer turist dolu. Görülmesi gereken biryer ama 1 gün yetiyor.

Pekin’deki 3. günümde ise Yasak Şehir’i ziyaret etmek istedim. Yasak Şehir beni gerçekten çok etkiledi. Öncelikle inanılmaz büyük bir alana kurulmuş (720.000 m²). İçeride tam tamına 8.707 oda ve 980 yapı bulunmakta. Bütün gününüzü sadece Yasak Şehir’e ayırmanız gerekiyor ve güzel de oluyor.

Yoluma Harbin’e geçerek devam ettim. Herşey güzeldi ama Harbin kadar soğuğunu görmemiştim.  Çok gariptir Sibirya’da -34 görmeme rağmen Harbin’in -20 si beni daha çok üşüttü. Harbin’e gelme amaçlarımdan biri, burda 1985 yılından beri yapılan Buz ve Kar Heykel Festivali. İnanılmaz buzdan bir şehir kuruyorlar içlerinde buzdan kaleler var. Kardan devasa heykeller. Dünyanın en büyük dört buz ve kar festivalinden biri Harbin. Tabi şöyle bir durum var , ben Buz festivalini 1 saatden fazla gezemedim. Artık parmaklarım üşümüyor, inanılmaz bir acıyla zongluyordu soğuktan. Harbinde 2 gün kaldıktan sonra Chengdu’ya çevirdim. Aslında Chengdu’dan Tibet’e tren ile geçip ordan ben Kathmandu’ya geçmeyi planlıyordum. Ne yazıkki tam benim vize istediğim zamanda Çin hükümeti Tibet’e giriş çıkışları kapatıyormuş. O yüzden yolun o bölümü iptal olmuştu. Chengdu çok özel biryer değildi ama Panda’lar vardı. 2 tane çok büyük Chengdu Panda Üreme ve Araştırma Merkezi var. Ben 1 tanesini ziyaret ettim ve gerçekten beklediğimden daha çok zevk aldım. Muhteşem yaratıklar. Hayatımda gördüğüm en tatlı hayvanlar diyebilirim.

Chengdu’da bilgisayarın başında oturup nereye gitsem diye bakar iken birden kendimi Türkiye’ye dönüş bileti almışken buldum. Sebebi ise şuydu. Bilgisayarımın olmaması, yolculukta yaşadıklarımı yazamamanın vermiş olduğu piskoloji, fotoğraflarımı bilgisayarıma aktaramamak ve aynı zamanda onları düzenliyememek gibi etkenler beni o kadar yormuştu ki, biranda evime dönmek istedim. Bunlar hala o çayın etkileri idi. Bir çay bana bir hırsızlık olayı yaşatıp birde bunun üstüne beni evime döndürmeyi başarmıştı.

Ben tekrardan Hindistana gitmek istiyordum aslında. Sibirya ekspresi ve Çin beni gerçekten çok etkilememişti. Belki yoldaki talihsizlikler ve soğuk buna sebep olmuş olabilirdi. Seyahatimi yarıda kesip İzmir’e dönmüştüm. Evimde dinlenmek istiyordum artık. Daha İzmir’e geleli 3 gün olmuş ike komşum beni evine davet etti. O evde akşam otururken başka bir komşumuz daha geldi Alman bir kadın ile. Ve çok güzel bir muhabbet’den sonra Alman kadının şubat sonunda Hindistan-GOA  da yaptırdığı elbiselerin fotoğraf çekimi varmış. Uzun lafın kısası. Bütün anlaşmalar yapıldı ve biletim,vizem herşeyim hazır. Yarından sonra Hindistan’a fotoğraf çekimine gidiyorum ve 40 gün kalıcağım:)  Bunu neden anlattım? İşte o çay beni geri getirip olmam gereken doğru yerde olmamı sağlayıp, asıl istediğim şeye doğru beni götürüyor. O çay herşeyi mahvetti demiştim ama büyük bir şanstı aslında.

Çaylarınızı içer iken çok dikkat edin,

sizi de biryerlere götürmesin sonra…

Tarık GÖK

www.tarikgok.com

  • IMG_4795
  • IMG_4737
  • IMG_4427
  • IMG_4219
  • IMG_4199
  • IMG_4122
  • IMG_4009
  • IMG_3699
  • IMG_3553
  • IMG_3498
  • IMG_3458
  • IMG_3279
  • banner_vimeo_eng
  • IMG_4369

Sibirya Ekspresi

29 Aralık 2013 de Rusya’ya uçarak yılbaşını Moskova’da geçirmek istedim. Zaten 1 Ocak’da Moskova’dan Sibirya ekspresine binecektim. Rusya’ya erken gelmenin bir mahsuru yoktu ve benim için yeni yıla Kızıl meydanda girmek büyük bir şanstı. Sakin ve güzel geçen bir yılbaşı akşamı geçirdikten sonra yeni yılın ilk günü ile birlikte saat 13:50 de Yaroslavl istasyonu 4 numaralı perondan treni görüp ona doğru yürümeye başladım. Trene yaklaştıkca suratımda bir gülümseme hisettim. Evet hayallerimin bir tanesinin daha peşinden gidiyordum ve ona adımlar kalmıştı. Ben bir yandan hayalimdeki o sibirya trenini inceliyor heyecandan cebimdeki bileti alıp kaçıncı vagonun benimki olduğuna bile  bakmıyordum. O an öylesine trenin yanından yürümek o kadar muhteşemdiki. Hayalime elimi uzatıp dokunabilirdim ve bunun tadını çıkartıyordum. Tren dışarıdan eski görünüyordu. Soğuk bir Moskova günü, vagonların girişlerinde insanlar toplanmış ve bir kondüktör herkesin biletini kontrol edip içeri alıyor.  Ben ise artık biletimi çıkartıp vagonumun numarasına bakmam gerektiğini biliyordum. Biletime baktığımda 9. vagonu bulmam gerektiğini gördüm. Önüme gelen ilk kondüktöre 9. vagonu sorduğumda daha arkaları işaret etti bana. Ben ise vagonlardaki numaraları görüp onları takip etmeye başladım. Ve karşımda 9.vagon. Kapısının önünde orta yaşlarda bir kadın köndüktör ve suratında en ufak bir gülümseme yok. Ben ise gülücükler saçıp etrafımdakileri selamlıyorum. Pasaportumu alıp biletimi kontrol ettikden sonra beni içeri aldı. Trene sonunda binmiştim. Hayatımda gördüğüm en dar koridordan ilerliyordum. Kompartmanımı sonunda buldum. İçeri baktığımda gülmeye başladım. İlk etapda 4 gün 3 gece ğeçireceğim kompartanım karşımda idi ve biraz sanki ufakmıydı ne:) Yataklar 3 karış idi oturulacak yerler 2 karış. Olsun benim için aslında 1 karış bile olabilirlerdi. Hindistan’da yaptığım 7000 km lik yolculuğu kıyaslar isek şuan kral dairesinde idim. Sadece başka birileri ile 4 gün bu vagonda zaman geçirmek çok ilginç olucağa benziyordu. 
Trenin hareket saati gelmişti. Çok dakik bir zamanlama ile hareket etmeye başladık. Evet 9300 km’lik serüvenin startı verildi. Ben ise ayakta kolidordaki pencerelerin birine yapışıp dışarıyı seyrederken aynı zamanda yine o özgürlüğüme yaptığım yolculuğuma çıkıyordum. Bu hissi çok seviyordum. Tüylerim herzaman diken diken oluyordu ve bütün vücudumda hissediyordum bunu. Bu hissdi aslında belkide beni bana getiren duyguların ana kaynağı. Belkide buydu evrenin…
Hiç beklemediğim biranda yemekler geldi. Ben yemek geliceğini tahmin etmedim. Biletler rusça olduğundan dolayı üzerinde yazanları okuyamamıştım. Her ne sebepten o yemekler geldi ise iyide oldu. Bugün de karnım doymuştu. Kompartman 4 kişilik idi ve yanıma sadece 1 rus adam gelmişti.  Karşımda yemeğini yiyip ara ara bana bakıyordu. Karşımdaki adama ingilizce  konuşup konuşmadığını sordum ama  cevap alamadım. Aslında ben cevabımı almıştım. Ara ara el kol işaretleri ile anlaşmaya çalışıyoruz ama pek de becerikli olamıyorduk. En iyi yaptığımız şey birbirimize bakıp gülmekti. Yan kompartmanda 1 kadın vardı ve  dünyanın en güzel kedisi ile seyahat ediyordu. Kedi bilmiyordu ki onu biraz sonra mıncıklıya caktım.
Yaprak kalmamış yüzlerce ağacın ortasından karlarla kaplı muhteşem tepelerden geçiyorduk. Gökyüzü gri ve heryer soluk. Tam aslında aklımdaki Rusya manzarası buydu. Hava kararmaya başlıyordu ve Sibirya ekspresindeki ilk gecemi yaşıyacaktım. Ben ara ara PAULO COELHO’nun ELİF kitabını okuyordum. PAULO COELHO’da bu kitapta ucsuz bucaksız 9300 km’lik yolu baştan sona trenle kat etmeye karar verir. O yüzden o kitap çok enteresan olucakdı benim için. Ben üst ranzada yatıyordum. Uzanarak kitap okuyor, arasıra uyukluyor ardından uyanıp çay içiyordum. Aslında ihityacım olan dinlenmeyi burda yaşıyordum. Keyifime diyecek yoktu. Herşey çok güzel ve tam istediğim şekilde ilerliyordu. Bir hayalin içerisinde idim ve sanki rüya gibiydi bir anlamda herşey benim için.
Tren ilerledikçe istasyonlarda duruyor ve yeni yolcular trene dahil oluyordu. Bizim kompartmanda ne kadar huzurlu derken birden bir Rus kadın ve kucağında bebeği ile kompartmanda belirdi. İçimden bir eyvah çekmedim değil. Çocuk o kadar tatlı idiki ama gece uyuyacak yada bizi uyutacakmıydı. Düşünmek bile istemedim. Bekleyip hepimiz görücektik. Bir şekilde ne kadar bizimle seyahat ediceklerini sorduğumda sadece bu akşam dedi. Ben biraz rahatlamıştım. En azından 1 gece uykusuzluğu çekebilirdim. Ama 2. gün sıkıntı olmaya başlıyabilirdi. Saatler ilerliyor ve benim uykum gelmeye başlamıştı. İlk gecem ve Hindistan’dan alışık olduğum trende uyumayı çok özlemiştim. Ve beklenen oldu. Saat sabahın 4′üydu ve ben hala uyuyamamıştım. Bebek avazı çıkana kadar ağlıyor, annesi onu kolidora çıkartıp susturuyor. Sonrasında tekrardan vagona girdiklerinde yeniden feryat edip tekrardan ağlamaya başlıyordu. Sabahın 4 ünden sonra uyumuşum. Az bil uyku olmuştu ama çokda rahattı bence. Sabah 9 da uyanmıştım. Buda yolun bir parçasıydı ve yaşıyacaktım.
Dışarıda manzara gittikçe beyazlaşıyor. Kar kalınlığı artıyor ve muhteşem görüntüler karşıma çıkmaya başlıyordu. Trenin içi sıcak 24 derece idi. Alt ranzadaki insanlar toparlanıyor zannedersem bugün trenden inmeleri gerekiyordu. Saat 09:20 ve Perm’e vardık. Kompartmandaki iki konuğum burda indiler. Kompartman bana kaldı. Hatta trenin yarısı nerdeyse burda indi diyebilirim. Dışarıda ince ince kar atıştırıyordu. Zannedersem bir sonraki istasyona kadar yalnız seyahat edicektim. Ben bu arada dışarı çıkıp biraz etrafı fotoğrafladım.  Ve 09:50’de Perm’den hareket ettik. Birsüre kompartmanda yalnız seyahat edicek gibiydim.

“İki senedir bayağı yol kat ediyorum. Bu sene ise tekrardan yollara düşmek benim için inanılmaz bir duyğu. Şuan Sibirya ekspresinde büyük okyanusa varmak için 7 gün yolculuk ediceğim. 2 gün sonra trenden inip 3 gün Baykal gölünü gezmeyi düşünüyorum. Yollarda ne  mu buluyorum? Bence herşey yollarda. Kaybettiğimiz herşey buralarda. Yolda gider iken o kadar çok kendimize vakit ayırıyoruz ki farkına varmadan işte biraz da kendimiz olabiliyoruz bence. Yeni bir yer görmenin vermiş olduğu haz, kendini keşfetmenin vermiş olduğu şaşkınlık kadar güzel.”

AN
Özgürlük uçmak kadar kolay birşey bence. Bende bu tren ile kanatlanıp uçuyorum sankli pasifike doğru yavaş yavaş, omuzumda 7 taş ile birlikte. Hayallerimden 1 tanesinin daha üstüne bir cizik atmanın vermiş olduğu haz ile birlikte hedefime adım adım, bazen trenin raylardan geçerken çıkardığı sesleri sayarak 9300 km’yi kat ediyorum. Seyahat benim için aynı zamanda bir baş kaldırış, bir ayaklanma, bir isyan. Bizi sınırlar içerisine hapsetmiş bir dünyaya karşı inadına dünyayı gezmek. O kadar içimize kapanmışız ki kendi sınırlarımız içerisinden dışarı çıkmak bizi artık korkutmaya başlamış. Ben ise bunun tam tersini sizlere göstermek istiyorum. Dışarısı o kadar ürkütücü değil. Lütfen sizde hayallerinizi peşinden koşun ve 1 defa bile olsa istediğiniz birşeyi yapmak için gayret gösterin. Görüceksiniz ki o kadar da zor değilmiş. Yollarda bazen aç bazen açıkta kalabilirsiniz. Ama inanın bu size çok iyi gelicek. An itibarı ile olman gereken en mükemmel  yerde olduğunu kabul ettiğin sürece herşey bir o kadar da daha kolaylaşıcak. Bilmem anlatabildin mi? Bun  hayatta an itibarı ile benim (penceredem dışarıya baktığım zaman) yolum şu ağaçların arasından geçiyormuş:) Ve ben bunu kabul ettim. Herşeyi yoluma bıraktım. O zaten beni gitmem gereken yere, geçmem gereken yerden geçirecekti. Ben ne yaparsam yapiim planlarım rotam tutmıyacak:) O yüzden tadını çıkar. Boşver yarını düşünmeyi, boşver dünü düşünmeyi. Anı yaşa. An o kadar kısacık bir zaman dilimidir ki. Bizler anı hiç yaşamıyoruz. Hep kafamız ya yarında yada dünde. Böyle olduğu sürece an yok oluyor. Anı yaşamadığın içinde dünün bir anlamı zaten kalmıyor, yarın ise yok oluyor. Demek istediğim şu; Dünü zaten degiştiremessin, yarın ise olması gereken olucak. Ama anı yaşamaktan kaçma. Çünkü yaşadığın andır gerçekten zaman diliminde varolduğun. Anı anlıyalım!

2. günüm güzel geçiyordu. Arasıra pencereden dışarı bakıp doğayı izliyordum ve beni alıp götüren manzaralar karşımda idi. Sibirya‘yı ve bütün Asya’yı tren ile geçicektim. Herşey çok keyifli iken birden olan oldu. Bilgisayarımın üzerine bir bardak dolusu çay dökülmüştü. Biilgisayarım anında kapanıp birdahada açılmadı. Kala kalmıştım. Önümde trende geçireceğim günler vardı ve ben bilgisayarımı kullanamıyacaktım. Yazılarımı yazamayıp hatta çektiğim fotoğraflarımı bile aktaramıyacaktım. İlk düşündüğüm bunun neden böyle olduğuydu. Böyle bir şansızlık hayatımda çok olmazdı. Şansızlık diyordum ama acaba belkide bu bir şans mıydı? Bu çayın beni nerelere götüreceğini izlemek istedim. Çünkü inandığım hiçbirşeyin sebepsiz bir şekilde olmadığıdır. Bakalım 1 çay seyahatimde neleri değiştirip değiştirmeyeceğini izleyecektim. Olan olmuştu ve artık üzülmenin bir anlamı yoktu. Yanımda kitabım vardı ve onu okuyarak da bu yolculuk biterdi. 
Yolculuğum sakin geçiyordu ve hava daha da soğumaya devam ediyordu. İstasyonların bir tanesinde havanın -20 olduğunu gösteriyordu. Ben trenin hemen hemen durduğu her istasyonda inip etrafı fotoğraflıyordum. Gece erkenden yattım ve kompartmanı da kitledim. Sabahın 3:30 unda  beklenen oldu. Yeni misafirlerim gelmislerdi. Kapiyi actim ve homurdana homurdana yasli bir cift iceri girdi. Neyseki alt yataklarin ustunu temiz tutmustum. 15 dakikada hazirlandiktan sonra isigi sondurup yatmaya karar verdiler. Ben sabahin 9 zuna güzel bir uyku çekmişim. Adam sabah kalkinca birseyler soyledi bana rusca ama anlamadim.  Sonradan anlastik. Anlasilan Baykal golune kadar bizimle seyahat edicekler idi. Sabah benim kahvalti hazirladigimi gorunce kompartmandan cikip rahat yemek yiyeyim diye beni yanliz biraktilar. Cok ince ve zarif bir hareket idi. Baykala kadar bu cift ile zarif hareketler esliginde yolculugumuza devam edicektim. O gün içerisinde bütün treni baştan sona gezdiğimde en son vağonun moğolistanlılar için ayrıldığını gördüm. Vagonlarında kendilerinden başka kimse yoktu. Bu bana biraz ilginç gelmişti. Trendeki 4 turistden de biriydim. 
4.günün sabahı uyandığımda dışarıda muhteşem bir güneş vardı. Bu benim Rusya’da gördüğüm ilk güneşdi. Herşey olduğundan çok daha  güzel görünmeye başlamıştı bile. Masmavi gir gökyüzü ve karın üstüne yansıyan güneş, o kadar güzel görünüyordu ki bütün gün bu manzaraı izliyebilirdim. İrkutsk’a vardığımda yolun 5153 km’sini tamamlamış olucağım. 4 gün aslında benim için güzel geçmişti. Bol kitap,çay ve uyku. İrkutsk’da biraz trene ara vermek de iyi gelicekti. Ve sonunda İrkutsk’a vardım. İlk işim otelime gidip internet ile beni takip eden arkadaşlarım ve aileme iyi olduğumu haber vermek oldu. Arkasından gece uyumaya çalıştım. Tren ile Doğuya gittikçe saat dilimleri değişiyor. İrkutsk’un Moskova’dan saat farkı 5. Haliyle gece uyku düzenini ayarlamam gerekiyor. 
İrkutsk’daki ilk günümü şehri gezerek geçirdim. İrkutsk Rusya Federasyonu’nda, İrkutsk Oblastının merkezi olan şehirdir. Angara Nehri kıyısında, nehrin İrkut’la birleştiği noktada yer alıyor. Baykal gölü kenarında bir şehir. Burdan Sibirya ekspresi Moğolistan üzerinden aynı zamanda Çin’ede devam ediyor. Ama benim rotam Vladivostok. Amacım büyük okyanusa ulaşmak. 7 Otizmli çocuğun bana vermiş oldukları taşları Pasifike okyanusuna atmak. İrkutsk’daki 2. günümü Baykal gölünü görmek için Listvyanka kasabasına gittim. Göl kenarına kurulmuş yerleşim birimi Angara nehrinin Baykal’a döküldüğü uçta yer alıyor. Baykal Gölü, dünyanın en derin gölüdür. Bir diğer adı Sibirya’nın Mavi Gözü’dür. Gölün tabanı deniz seviyesinin yaklaşık 1285 m. altındaymış. Ve gölün dünyadaki en büyük yarıklarından biri olarak kabul ediliyormuş. 25-30 milyon yıl tahmin edilen yaşıyla jeolojik olarak en eski göllerden biri ve dünyadaki içme suyunun yaklaşık %20′si burada olduğu biliniyor. Tek kelime ile muhteşem bir göl. Tek yaşadığım sorun havanın -34 derece olmasıydı.Göl henüz buz tutmamış ama yakında bunun gerçekleşiceğini söylüyorlardı.
İrkutsk’daki son günümü sakin geçirmek istedim. Dışarıda hava inanılmaz derecede soğuk ve çıkıp dolaşıp fotoğraf çekmek bir işkenceye dönüşüyor. Akşam 21:20 de Sibirya ekspresine binip yoluma devam edeceğim.

3 günlük İrkutsk durağından sonra tekrardan trene binip 3 gün daha seyahat etmenin heyecanı vardı bende. 21.20 de hareket edicek olan trene binmek icin 10 numaralı vagonu bulup kondüktöre pasaportumu gosterip trene bindim. Tren bir öncekine göre biraz daha farklı gözüküyordu içeriden. Kompartmanımı buldukdan sonra bir baktım ki içerisi eski tarz bir dekorasyon ile sanki gazino görüntüsünü andıran gorünümü önce beni bir düşünmeye itti. 3 gün burda nasıl geçicekti? Bir önceki bindiğim tren ile uzaktan yakından alakası hiç yoktu. Karşılıklı iki yatak, duvarda karşılıklı iki ayna ve yanlarında görebileceğiniz ucuz ama lüks görünümlü iki lamba, pencerede sonradan takılma cift cam ama tabi tozdan dışarısı görünmüyor, yatakların üstünde anneannem’den kalma kadife ve desenli yatak örtüsü ve daha sayamadığım birçok şey. Biraz alıştıkdan sonra bence mükemmel oldu aslında. Sanki gecmişe doğru bir yolculuk yapıyor gibiyim. Kondüktörümüz de yaşlı ve çok tatlı bir teyzecik. Eşyalarımızı düzenledikten sonra benim ilk işim bir sandviç yapip yemek oldu. Sonrasında biraz kitap okuyup ben yattım. Yattim ama saat degişimlerine alışmak için biraz erken yatıyorum ama uyumak zor tabi. Biraz müzik dinledikten sonra uyuya kalmışım.

5. tren gününün sabahında uyandıktan sonra. ilk işim treni yuruyerek dolaşmakdı. Yine tek turist benim. Ocak ayınde kimin işi var Sibirya ekspresinde benden başka. Dişarısı gerçekten harika görünüyordu. Uzun bir süre buz tutmuş bir nehirin kıyısından seyir ettik. Etrafta Moğolistan fotoğraflarında gördüğüm doğa ile karşı karşıyayım. Son 3 gündür şansima hava güneşli. Tren seyir halinde giderken bazen istasyonlarda durup diğer yolcuları alıyor. 2 dakikadan tut 25 dakikaya kadar bekliyor. Ben hemen hemen bütün istasyonlarda inip fotoğraf çekmeye çalişiyorum. Bazen zor anlar yaşasamda değer diye düşünüyorum. Mesela polis yanıma gelip fotoğraf çekme dediği oldu.  Birde treni kaçırma riskin var. Mesela 25 dakika bekliyen trenin 15. dakikasında ben trene geri binmiş oluyorum. Çünkü treni kaçırdınmı olay hic eğlenceli olmıyacaktır eminim. Düşünsenize Sibirya’nın ortasında trenini kaçırmış ve cebinde beş kuruş parası olmıyan, pijamalı bir Türk. Siz siz olun sansinizi zorlamayin.
6. tren gününün sabahında  kahvaltımı yaptıkdan sonra pencereden dışarıyı izlemeye başladım. Yeniden güneşli bir gün. Şanslı olduğumu düşünüyorum. Sibirya’da art arda 3. güneşli günüm. Doğa degişiyor. Uçsuz bucaksız kar görüntüleri ve çıplak ağaçlar. Yine tren 3-4 saatde bir duruyor ve ben mümkün olduğunca trenden inip fotoğraf çekiyorum. Etrafta polisler geziyor ve kondüktörlere bir sorun olup olmadığını soruyorlar. Ben tabiki polis görünce fotoğraf cekmiyorum. Polisten uzaklaşınca basıyorum deklanşöre. Bu trendeki son gecem. Yarını dört gözle beklemiyor değilim. Trenden sıkıldıgımdan degil, sadece okyanusa ulaşmanın keyfini yaşıyacağımdan. Zannedersem evimden hic bu kadar uzaga gitmemiştim. Buda ayrı bir duygu ile birlikte içimde bambaşka bir his doğurdu. Sibirya ekspresindeki 6. günümdü. Baktiğim zaman bütün Asya’yı tren ile geçiyordum. Hayallerimden bir tanesinin üstüne bir çizik daha atiyordum. Hayal demişken lütfen sizde hayallerinizin peşinden gidin. Hiçte zor şeyler değil bunlar. Biliyorum zaman ve imkanlar zor gelebilir ama bir hayali gerçekleştirmenin vermiş olduğu haz hepsinden öte bir duygu. En azından bir kere yaparsanız hep yaparsınız. Ve bir hayali gerçekleştirmek başka bir hayali de doğuracaktır. Her bir sonun aslında yeni bir başlangiç olduğu gibi. Bu dünya hepimizin ve her koşesini görmek de en doğal hakkımız.
7. günün sonunda ve işte Vladivostok’a varmıştım. Muhteşem bir yolculuk geride kalmıştı. Bu yolculukta hiç olmadığı kadar kendimi dinleme firsatım oldu ve hayatımda 9300 km’lik bir mesafeyi tren ile geçmenin vermiş olduğu duyğunun nasıl bir şey olduğunuda duygu dağarcığıma  eklemiş olmuştum. Yanımda 7 tane taş vardı. Bu taşları bana İzmir’den 7 tane otizmli çocuk vermişti. Ben onlara bu 7 taşı pasifike atma sözü vermiştim. Geçen sene Everest’in ana kampından aldığım bir taşı, Hindistanın en güney ucu ve 3 denizin birleştiği noktaya 4 ay yolculuk yaparak denize atmıştım. Everest taşı Hint okyanusu ile buluşmuşdu. Şimdi ise Eğe denizinin taşları Pasifik ile buluştu. Taşların kaderleri degişmişti. Peki ya o çocuklar? O çocukların kaderleri degişecek mi? Haydi o zaman el ele verelim…
Desteklerinden dolayı NORTH FACE’e teşekkürlerimi sunarım.
  • IMG_7762
  • IMG_7768
  • IMG_7885
  • IMG_7895
  • IMG_7925
  • IMG_7985
  • IMG_8075
  • IMG_8127
  • IMG_8195
  • IMG_8213
  • IMG_8332
  • IMG_7757
  • IMG_8198

Yollardan…

19 şubat günü Goa’ya varabildim. Varabildim diyorum çünkü Mumbai’de Goa uçağını elimde olmayan sebeplerden dolayı kaçırmıştım. Uçak geç inmişti ve çantam 1 saat sonra bana ulaşmıştı. Neyseki bana hemen yeni uçak bileti ayarladılar ama 7 saat sonrasına. Yapıcak pekde birşey yoktu. Sonrasında Goa’daydım. 10 günlük bir fotoğraf çekimim vardı. Yoga elbiselerini çekicektim. Yoğun ama bir okadar sakin geçen çekimlerden sonra herkes mutluydu. Çekimler çok iyi geçmişti ve ben artık yola çıkabilirdim. İlk rotam Gokarna idi. Gokarna benim için özel biryerdi. Geçen sene açmış olduğum sergide Gokarna’ya ait 8-9 fotoğraf vardı. İçlerinde 1 tanesi çok özeldi. Engelli bir çocuğun fotoğrafını çekip onuda sergide sunmuştum ve hatta satmıştım. O fotoğrafı birisinin satın alması beni çok duygulandırmıştı. Hemen ertesi gün web sitemde o çocuğun fotoğraflarını satın alanların parasını o çocuğa gidip vericeğimi yayınladım. Yayınladım ama Hindistan’a ne zaman giderim, gitsem bile o çocuğu bulabilirmiyim bilmiyordum. Ama her halikarda o parayı biryere bagışlıyabilirdim. Sonrasında o fotoğraftan 2 adet sattım ve hayat beni birşekilde Hindistan’a getirdi. Şimdi tam zamanıydı. Gokarna ters yöndeydi ama oraya gidip çocuğu aramaya kesinlikle değerdi. Gokarna’ya 2 gün ayırdım. İlk geceyi kuddle beach’de geçirdikten sonra ertesi gün Gokarna çarşısına yola koyuldum. Yolda hep aklımda onu bulabilecekmiyim soruları yankılanıyordu. Geçen sene onla nerde karşılaştığımı biliyordum. İlk bakıcağım yer orası olucaktı. Bir hedefe adım adım daha yaklaşıyor gibi hissediyordum. Çarşıda bir süre yürüdükten sonra işte karşımdaki yoldan sola döndüğümde o orda olabilirdi. Umuyordum ki orda olucaktı. Heyecandan tüylerim diken diken olmuştu bile. Sokağa girdim ve oturduğu yere baktım yoktu. Bir anlık hayal kırıklığı yaşarken birden onu yolun karşısında bir sandelyede otururken gördüm ve hemen yanına gidip dizlerimi çöküp karşısına oturdum. Beni görünce gülümsemeye başladı. Beni hatırlıyabildiğinimi sordum ve başını salladı. O an işte benim için inanılmazdı. Arkasından babasını sordum ve babası yanıma geldi. Durumu anlattım. Sergide fotoğrafını sattığımı söyledim ve buraya parasını vermeye geldiğimi anlattım. Çocuğun babası sürekli kafasını sallıyordu. Pek emin değildim beni anlayıp anlamadığından. Bana göre beni anlamamıştı. Yanıma iui ingilizce bilen başka bir adam geldi. Durumu ona  anlattım ve oda onlara tercüme etti. Sonunda beni anlamışlardı. Bana şaşkınlıkla bakıyorlardı. Şimdi gidip sonra geliceğimi söyledim. Arkasından birşeyler yemeğe gittim ve çucuğun parasını hazırladım. Tekrar yanlarına döndüm ve çocuğun parasını verip üstümdeki yükden kurtulmak istiyordum. Yanına oturdum ve onunla biraz konuştum. Biranda etrafımıza 20-30 hintli doluştu. Bizi izliyorlardı. Herkes pür dikkat bana bakıyordu. Cebimden parayı çıkarıp onun ellerine doğru uzattım. Biryandan da insanlar birbirleriyle konuşup bu olayı birbirlerine anlatıyorlardı. Çocuğun parasını verdikten sonra ben şimdi gidiyorum ama yarın uğrarım diye ayağa kalktım. Ayağa kalkınca biranda bütün hintliler üstüme doğru hamle yaptı. Herkes bana sarılıyor ve gözlerime bakıyorlardı. Birtanesi zorla elimi öptü. Uzun bir süre biri gelip sarılıyor arkasından öteki geliyor sarılmalar devam ediyor. O anki hissetiklerimi ne anlatabilirim nede yazabilirim. Ağlamak üzereydim ama hemen kaçtım. Sonrasında inanılmaz bir hafifleme ve doğru olanı yapmış olmanın keyfi içinde yüzüyordum. 1 gece daha Gokarna’da kaldım ve ertesi gün tabiki yanlarına uğradım. O insanların bana bakışlarını görmelisiniz. O gülücükler herşeye bedeldi. Çantamı onlara emanet ettim ve birsüre Gokarna’da dolaştıkdan sonra çantamı almaya yanlarına gittim. Telefon numaralarımızı degiştirdik. Beni aramak istediğini söyledi. Bende ona onu arıyacağıma söz verdim. Artık nerde oturduklarınıda biliyordum ve en önemlisi telefonlarıda vardı artık bende. Yola çıkmalıydım artık.

Gokarna’dan ayrıldıktan sonra tren ile Goa’ya geri dönüp tren istasyonuna en yakın otelde 1 gece geçirdikten sonra Mumbai trenine bindim. 12 saat sonra Mumbai’ye ulaştım. 2 gece Mumbai’de kaldıktan sonra bu gece saat 21:00 da Ajmeer trenine binip yarın Pushkar’da olmak istiyorum. 19 saatlik bir tren yolculuğu beni bekliyor. Bu seyehatimdeki en önemli görmem gereken olay 16 mart’da Dalai Lama’nın Dharmasala’da öğreti vermesi olucak. Ve bende orda olucağım. Dalai Lama’yı görmek için yollardayım. Yine müthiş bir serüven ve yine müthiş bir hedef. Tarihe tanıklık olmak çok güzel olacak. Dalai Lama’nın öğretisine katılmak ve ona yaklaşabildiğim kadar yaklaşmak istiyorum. Bakalım yollar ve serüven ne getirecek.

Şimdilik benden bu kadar.

Sevgilerimle

Yollardan…….

1235203_10151883811126722_186336844_n

İzmir – Mumbai hattı…

1235203_10151883811126722_186336844_n19.02.2014

 

Sibirya ve Çin’den İzmir’e döndükten 4 gün sonra bir Alman kadın ile komşumda tesadüfen tanıştım. Biraz sohbet etdikden sonra İzmir’de yoga elbiseleri ürettiklerini ve şubat sonunda Hindistan-Goa’da elbiselerin fotoğraf çekimi olucağından bahsetti. Benim ise içimden yok artık derken ona fotoğrafcıları olup olmadığını sordum. Oda bana fotoğrafçıları olduğunu söyledi ve biranda tüh dediğimi hatırlıyorum. Arkasından onlara video’da çekmeleri gerektiğini ve 2 fotoğrafçı, 1 fotoğrafçıdan herzaman iyidiri anlatmaya çalıştım. Uzun lafın kısası benim işlerimi inceledikten sonra benide ekipe dahil edip Hindistana götürmeye karar verdiler. Daha döneli 4 gün olmuşken biranda hiç hesapta olmayan Hindistan yine karşıma çıkıyordu. Ama o kadar çok istemişim ki Hindistan’a gitmeyi, evren bana bu firsatı karşıma çıkarmıştı. 1 hafta sonrasında hemen Ankara’ya gidip vizemi aldım ve gidiş dönüş uçak biletlerimde alınmıştı. Sibirya ekspresindeki bilgisayarıma dökülen çay benim hem İzmir’e geri getirmişti ve ardındanda Hindistana götürüyordu. İnanması zor ama aynen böyle oldu.

Çekimler 1 hafta sürecek. Bende hazır Hindistan’a gelmişken de 1 ayda biraz dolaşmak, gitmediğim bölğelere gitmeye karar verdim. 10 gün kadar Goa’da hem çekimleri yapıp birazda huzurlu güneş batımlarında kafa dinliycem. Ardindan ver elini kuzey. 16 mart’da olucak olan Dalai Lama’nın Dharmashala’daki öğretisine katılmayı düşünüyorum. Sonrasında Amritsar ve çevresi. Geçen sefer göremediğim bölgeleri bu sefer görmek ve yaşamak istiyorum.

18 Şubat’da İstanbul’dan Dubai üzerinden Mumbai’ye vardım. Ama Mumbai uçağı kalkışta 40 dakika rötar yaptı. Goa aktarma uçağıma binme sürem iki saat olucaktı. Biraz endişelendim ama kaptan gaza basmış olucak ki Mumbai’ye inmemiz gereken saatde indik. Ama ne yazık ki buda yetmedi. Hayatımın en uzun pasaport kontrolünü yaşadıktan sonra 50 dakikada çantama ulaşabildim. Ardından Check-inn e gittiğimde bana uçağı kaçırdığımı söylediler. Nasıl yani daha 1 saat var dediğimde , iç hatların ordan 20 dakika uzak olduğunu ve kesinlikle yetişemiyeceğimden bahsettiler. Ben ise biraz sinir olup nasıl olur uçağın kalkmasına daha 1 saat varda diretiyordum. Onlara zor anlar yaşatmadım değil.

Sonrasında bana Ethiad havayolları ile görüşmem gerektiğinden bahsettiler. Ben geri gelicem mesajını vererek check-inn’den ayrıldım ve yolumu Ethiad havayollarının ofisine çevirdim. Karşıma bir adam çıktı ve Ethiad havayollarını aradığımı söylediğimde kendisinin bana yardımcı olabileceğini söyledi. Uçağın geç indiğini ve dolayısı ile bagajım da geç geldiğinden bahsettim. Bu yüzden de uçağı kaçırmıştım. Bana hiç sorun yapmamam gerektiğini söyledi. Eğer bütün uçuşlar birbiri ile bağlantılı ise hemen bana yeni bir uçak bileti ayarlıyacaklarını söyledi. Biran içim birden biraz da olsa rahatladı. Hayatımda ilk kez uçak kaçırıyordum ve benim hatam değildi. Beni biryere götürüp orda oturup onu beklememi söyledi. 30-40 dakika döneceğinden ve hatta kendisi dönmez de başkasını gönderebilir diye fotoğrafımı da çekti :)

1 saat bekledim ve kimse gelmemişti. Ethiad havayollarından başka bir çalışanı yakaladım ve ona sordurttum. Bir telefon açıldı ve biletim hazırmış. Karşıdan bana yardım eden adam bana seslenip yanına gelmemi istiyordu. Yanına gittiğimde bana biletimi verip buyrun dedi. İçimden kendi kendime vayy dedim. 345 euro’luk yeni bir bilet adıma alınmıştı. Bununla kalmayıp bana kontrol noktasına kadar eşlik ettiler.

Kontrolu geçtim ve şuan Mumbai havaalanı iç hatlarda oturup size yazıyorum. Herşey yoluna girmişti, sadece 7 saat ekstradan beklemem gerekiyormuş. An itibari ile 3 saatim daha kaldı ama uyku gözlerimden akıyor. Bungalowuma ulaşmakdan başka birşey istemiyorum.

Şimdilik bu kadar.

Sevgiler

Otizm ile el ele 9300 km Valdivostok final.

“Yapacağım yolculuğun sadece kendi hayatımda bir tanıklık olmasını istemiyorum. Doğduğumuz ve yetiştiğimiz ülkemizden, kültürümüzden, canımızı yakan engellerden yolumun üstündekileri de haberdar etmek ve yolumdakilerin benzer engellerinden sizlerin de haberdar olmasını istiyorum. Bunun için Anadolu Otizm Vakfı’nın fahri temsilcisi olarak güzergahımdaki ulaşabildiğim her otizmliye, İzmir’deki arkadaşlarının mesajlarını ileteceğim. Bu yolda herkesin ortak dili olan fotoğraflarımla iletmesini yolculuğumun en önemli amacı olmasını umuyorum.”

Koş Tarık koş :)

Sibirya ekspersinde bilgisayarimin klavyesine cay doktugum icin cok uzulmustum. Biryandan da merak icerisindeydim bu neden oldu diye. Bakalim bu olay beni nereye goturecekti. Pekin’e gelir gelmez Apple store’a gittim. Bana saat 15:00 ‘a randevu verdiler. Henuz saat sabahin 10′uydu. Daha vaktim vr diyerek sehiri biraz gezeyim nede olsa Pekin’deki ilk gunumdu. Yasak kente gitmeye karar verdim. Hem yakinda hemde gorulmese gereken yerlerden biriydi. Yasak kente vardigimda inanilmaz bir sira beni bekliyordu. İceri girseydin Apple’daki randevuma gec kalirdim ve bilgisayarimi tamir ettiremezdim. Buda benim hic hosuma gitmezdi. Kararimi etraftaki parklari gezmekten yana verdim. Uzun mesafe yurudugumden saatin randevuma yaklastigini fark etmemisim. 1 saat sonra Apple’da olmak zorundaydim. Birde otele gitmem lazimdi once. Otelime dogru yururken yanima bir motorsiklet taksi yanasti. Aslinda binmek istiyordum ama parada anlasamayip ben yoluma devam karar verdim. Saat aleyhime isliyordu. Biraz yurudukten sonra bu sefer yanima bisiklet taksi geldi. Adam esmer,kel,zayif ve buram buram alkol kokusu burnumun dibine kadar geliyordu. Nereye gidecegimi sordu. Ben ise Novotel dedim. Ne kadara goturursun diye sordugumda 3 yuan dedi. 3 yuan 1 lira ediyordu. Bisiklet benden hizli da gidebilirdi. Ama tek bir sorun vardi oda uzerimde 50 yuan olmasiydi. Hic bozuk param yoktu. Ona 50 yuanı bozabilirmisin diye sordugumda cebindeki paralara bakip evet dedi. Tamam dedim ve bisiklet taksinin arkasina bindim. Adamin ceb telefonu ile birini arayip konustugunun farkina vardim. Sankide benden gizliyor gibiydide. Biraz kuskulandim, sanki bu isin icinde bir is vardi. Hislerim bana alarm veriyordu. Birsure sonrada adam bisikleti dar sokaklara dogru surmeye basladi. Benim ise kafamda hemen film oynamaya baslamisti bile. Yollar daraldikca beni issiz bir sokaga cekip 3-4 kisi uzerimdeki herseyi alabilir ve ben hatta beni yaraliyabilirlerdi… Hemen adama durmasini soyledim ve taksiden indim. Ona ana yoldan gitmesini soyledim. Oda bana hayir sorun yok, sadece birazcik dar yoldan gidecegimizi ve anayolun cok uzak oldugunu israrla soyluyordu. Hayir dedin anayol. Arkamda dizilmis ordaki insaat iscileri bize bakip guluyorlardi. Ben ise ne yapicagima karar vermeye calisiyordum. Birde kotu bir huyum var bazen yuzlesmek de istiyorum kafamdaki sinyaller ile. Dur bakalim dedim hadi ne olucak gormek istedim. Tamam deyip taksiye bindim. Ama oyle bir oturdum ki her an ayaklanip her tarafa dogru atlayip kacabilecek sekilde. Bayagi bir ilerledikten sonra dar sokaklardan cikip anayola geri geldik. Benim icim biraz rahatlamisti. Hicbirsey olmamisti, sanki guvendeydim gibi. Birsure sonra tekrar dar bir sokaga daldik. Yine tedirginlik basladi. Onumuzdeki sag ve sol aralari kontrol ediyor, herhangi bir durumda bisikletden atlamaya hazirdim. Derken arkadan motorlu taksilerden biri yanasti. Adam irice biri ve suratinda kocaman guven veren bir gulunseme vardi. Yanyana geldiler ve benim taksici bana yandaki taksiye gecmemi istiyor ve daha hizli gidecegimi soyluyordu. Ben ise yan taksiye gectim. Bana sanki ilegal calisiyorlarda biri sokaktan musteri buluyor, ara sokaktan oteki transfer ediyor gibi geldi. O yuzden itiraz etmedim ve yolumuza devam ettik. Şofor giderken yolda gordugu eski evleri bana gosterip ne kadar eski olduklarini anlatiyordu. Bunlar aslinda beni rahatlatma taktikleri idi…
İssiz bir sokaga daha girmistik ve sola donen yolun basinda durduk. Ben ise Novotel burasi degil dedigimde oda bana koseyi donunce orasi Novotel dedi. Daha fazla diretmeden 50 yuani verdim ve para ustunu istedim. Oda parayi alip cebine atti. Arkasindan bana 300 dedi. Ne 300′ü dedim? Cebinden cuzdanini cikarip ustunde sanki tarifeler yazili bir kagidi gosterip 300 dolar dedi. İste o an beynimden yine film seritleri gecmeye basladi. 3 km yol yapip karsimdaki 300 dolar istiyordu, benim boynumda fotograf makinem ve cantamda butun ekipmanim vardi, kapana sıkışmış bir halde kalmiştim ve acele davranmaliydim. Bir sonraki adim kavga ile sonuclanip ya ben ya o yaralanip, yada ben butun ekipmanimi kaybetmis halde otelin yolunu tutabilirdim. 300 dolari duyup butun bunlari saniyesinde dusunup hemen soldaki yolun basina dogru kosturmaya basladim. Uzaktan gecen arabalari girebiliyordum. Anayol cok uzak degildi. Oraya vardigim zaman guvende olucaktim. Adam saskinlik icerisinde arkamdan stop diyerek kosturmaya basladi. Benim bu kadar cabuk harekete gecicegimi tahmin etmemisti. Zannediyordu ki 50 yuani geri almaya calisacagim. Ama baktiki yetisecek sansi yok fazla takip edemeden kosmayi birakti. Karsidan iki yasli cift geliyorlardi ki beni gorunce donup kaldilar. Onlarin yanindan yari ışık hiziyla gectikden sonra anayola ulasip hatta karsidan karsiya bile gecmistim. Artik guvendeydim. Arkama baktigimda adam o sokaktan motoru ile cikip aksi yone surerek yoluna devam etti. Ben ise otele dogru. Sonrasinda dedim ki; Ne çaymış arkadaş. Sibirya treni icerisinde bilgisayarima dokulen çay neler getirecek hayatima diye merak ederken, o bilgisayari tamire gotururken başima gelenlere bakin. Hayat o kadar cok gozden kacirdigimiz zincir olaylar ile dolu ki!

Giden 50 yuan (18 lira) olmustu ama karsiliginda aldigim hayat dersi paha biçilmez idi.
Sevgili arkadaslar. Pekin aslinda anlattigim kadar tehlikeli degil. Ben bir o kadar da guvenli oldugunu dusunuyorum. Benim yasadigim olay istisnadi bir durum. Tumuyle benim yasamam gereken bir olay. Tumuyle şans da diyebilirsiniz. Çin bu bolgelerin en guvenli ulkelerinden biridir. O yuzden sakin yanlis bir fikre sahip olmiyalim.
Paylaşmak istedim:)

Sevgiler
Tarik GOK

Sibirya ekspresi 2

Yeniden Sibirya treni. 07.01.2014

3 gunluk İrkutsk duragindan sonra tekrardan trene binip 3 gun daha seyahat etmenin heyecani vardi bende. 21.20 de hareket edicek olan trene binmek icin 10 numarali vagonumuzu bulup konduktore pasapostlarimizi gosterip trene bindik. Tren bir oncekine gore biraz daha farkli gozukuyordu iceriden. Kompartmanimizi buldukdan sonra bir baktik ki icerisi eski tarz bir dekorasyon ile sanki gazino goruntusunu andiran gorunumu once beni bir dusunmeye itti:) 3 gun burda nasil gecicekti. Bir onceki bindigimiz tren ile uzaktan yakindan alakasi hic yoktu. Karsilikli iki yatak, duvarda karsilikli iki ayna ve yanlarinda gorebileceginiz ucuz ama luks gorunumlu iki lamba, pencerede sonradan takilma cift cam ama tabi tozdan disarisi gorunmuyor, yataklarin ustunde anneannem’den kalma kadife ve desenli yatak ortusu ve daha sayamadigim cok sey :) Biraz alistikdan sonra bence mukemmel oldu aslinda. Sanki gecmise dogru bir yolculuk yapiyor gibiyiz. Konduktorumuz de yasli ve cok tatli bir teyzecik. Esyalarimizi duzenledikten sonra benim ilk isim bir sandvic yapip yemek oldu. Sonrasinda biraz kitap okuyup ben yattim. Yattim ama saat degisimlerine alismak icin biraz erken yatiyorum ama uyumak zor tabi. Biraz muzik dinledikten sonra uyuya kalmisim.

5. Gün 08.01.2014

Sabah 09:10 da uyandim ve ilk isim tost ekmegi uzerine peynir koyup kahvalti yapmakti. Sonrasinda butun treni yuruyerek dolastim. Yine tek turist bizleriz. Ocak ayinde kimin isi var Sibirya ekspresinde bizden baska. Disarisi gercekten harika gorunuyor. Uzun bir sure buz tutmuz bir nehirin kiyisindan seyir ettik. Etrafta Mogolistan fotograflarinda gordugum doga ile karsi karsiyayim. Son 3 gundur sansimiza havada gunesli. Tren seyir halinde bazen istasyonlarda durup diger yolculari aliyor. 2 dakikadan tut 25 dakikaya kadar bekliyor. Ben hemen hemen butun istasyonlarda inip fotograf cekmeye calisiyorum. Bazen zor anlar yasasamda deger diye dusunuyorum. Mesela polis yanina gelip fotograf cekme diyor. Gelde sinir olma. Ne alaka ya diyorsun ama anlamiyor:) Birde treni kacirma riskin var. Mesela 25 dakika bekliyen trenin 15. dakikasinda ben trene geri binmis oluuorum. Cunku treni kacirdinmi olay hic eglenceli olmiyacaktir eminim. Dusunsene Sibirya’nin ortasinda trenini kacirmis cebinde bes kurus parasi olmiyan, picamali bir Turk:) Eyvah eyvah :) Siz siz olun sansinizi zorlamayin. Şuan saat 19:03 ve hava karariyor. Biraz sonra birseyler yiyip kitap okumaya yada muzik dinlemeye devam ederim. İphone dan da yazmasi cok zormus. Bu arada Tibet’e giremiyoruz cunku 25 inden sonra girisleri durduruyorlarmis.
Yarindan sonra okyanusdayiz. Cok heyecanli:)
6. Gün 06.01.2013
Sabah 10 gibi uyandim. 1 dilim ekmek ve peynir ile kahvaltimi yaptikdan sonra pencereden disariyi izlrmeye basladim. Yeniden gunesli bir gun. Sansli oldugumu dusunuyorum. Sibirya’da ardarda 3. gunesli gunum. Doga degisiyor. Ucsuz bucaksiz kar gotuntuleri ve ciplak agaclar. Yine tren 3-4 saatde bir duruyor ve ben mumkun oldugunca trenden inip fotograf cekiyorum. Etrafta polisler geziyor ve kondumtorlere bir sorun olup olmadigini soruyorlar. Benim biraz garibime gitti bu durum. Ben tabiki polis gorunce fotograf cekmiyorum. Polisten uzaklasinca basiyorun deklansore:) Gunum fena gecmedi. Biraz kitap okuyup birazda muzik dinledim. Bu vagonda pek kimse yok. Iki yanimiz bostu mesela. Biraz once yan kabin doldu. Kimse ingilizce konusmuyor ve kimseyle muhabbet edemiyorum. Bu trendeki son gecem. Yarini dort gozle beklemiyor degilim. Trenden sıkıldıgımdan degil, okyanusa ulasmanin keyfini yasiyacagimdan. Zannedersem evimden hic bu kadar uzaga gelmemistim. Buda ayri bir duygu ile birlikte icimde bambaska bir his doguruyor. Sibirya ekspresindeki 6. Gunum. Baktigim zaman butun Asya’yi tren ile gecmek de muhtesem. Hayallerimden bir tanesinin ustune bir cizik daha atiyor olucam yarin. Hayal demisken lutfen sizde hayallerinizin pesinden gidin. Hicte zor seyler degil bunlar. Biliyorum zaman ve imkanlar zor gelebilir ama bir hayali gerceklestirmenin vermis oldugu haz hepsinden ote bir duygu. En azindan bir kere yaparsaniz hep yaparsiniz. Ve bir hayali gerceklestirmek baska bir hayali de doguracaktir. Her bir sonun aslinda yeni bir baslangic oldugu gibi. Bu dunya hepimizin ve her kosesini gormek de en dogal hakkimiz.

7.gun 10.01.2014
01:29

Muhtesem bir ruya ile uyandim. Hic bukadar gercekci olan bir ruya gormemistim. Ruyamda kafamdaki Tibet’e giris yapiyordum. Bizi karsiliyorlardi ama karsiliyanlar batiliydi. Once almiyorlardi sonra kalicak yerleri ayarladilar. Muhtesem di. Ordaki kadin bana sen Yunan – Mogol karisimisin dedi:) Ve ben uyandim:) Uyandigimda biraz zaman aldi nerde oldugumu anlamak ama. Zifiri karanlik tren kompartmanimda sallana sallana trende oldugumu hissederek uyandmak da bambaska bir duyguydu. Simdi hadi kolay ise birdah uyu:) Butun uyku kacti:) Biraz disariyi seyretttim. Ay’in kar ustune serdigi çarşaf muhtesem. Yildizlar da harika gorunuyor. 7 saat sonra kalkmaliyim zaman degisimine ayak uydurmak icin. Yoksa gece ile gunduz karisip isin icinden cikamiyorsun. Nede olsa Guneşe dogru seyahat ediyorum. Guneş her seferinden daha erken doguyor. Ama hicbir zaman en tepeye ulasmiyor. Butun gun sanki saat hep 10 noktasinda takilip duruyor. Ben simdi biraz uyumayi deniyeyim. Turkiye’de suan saat 17:40 ve hala dündesiniz:)

Saat 04:02 ve ben hala uyuyamadim.
Saat 10:10 ve uyuyup uyandim. Yeniden gunesli birgun ;)

Saat 18:56
13 dakika sonra Vladivostok’a varmis oluyoruz. Disarisi karanlik. Direk otele gecip dinlenicegiz zannedersem. Bugun biraz sıkıcı gecti gibi. 7 gun tren biraz baymaya basladi diyebilirim. Bide sabahtan beri su rusca muzik mahvetti beni. Hala da calmaya devam ediyor. Disari cikip temiz havaya ve duşa ihtiyacim var. Hahah muzik sustu:) sanki 10 saatdir ayni sarki caliyordu.
Yarin buyuk gun. Taşlari aticagim yeri secicem ve aksamina Pekin’e ucuyoruz. Gule gule Rusya.
Dunyanin bir ucunda olmak inanin garip bir duygu. 9300 km lik tren yolculugumun son dakikalarini yasiyorum. İnmem icin hazirlanmam lazim. Sevgiler

  • IMG_4008
  • IMG_3890
  • IMG_4029
  • IMG_4045
  • IMG_4055
  • IMG_4065
  • IMG_4122
  • IMG_4140
  • IMG_4214
  • IMG_4008

Sibirya Ekspresi

1. gün  01.01.2014

1 Ocak 2014’de Moskova Yaroslavl istasyonunda 4 numaralı perondan saat 13:50 de Sibirya ekspresine bindim. Treni ilk gördüğümde aslında beklediğimden eski oldugunu farkettim. Ama bu bir sorun değildi. Ne pahasına olursa olsun 10 gün sonra Vladivostok’da olup 7 otizmli kardeşlerimin bana vermiş olduğu taşları pasifike atmış olucaktım. Evet önümde 9300 km lik bir yol vardı ve işte o trende önümdeydi. Biraz yürüdükten sonra dışarıda görmüş olduğum bir kondüktöre biletimi gösterdim ve evet doğru yerdesin gibi birşeyler söyleyip bana arka vagonları işaret edip ilerlememi söyledi. Biraz ilerledikten sonra 9 numaralı vagonu buldum ve karşımda vagonun sorumlusu bana baktı ve elindeki listeden ismimi bulup pasaportumu istedi. Çok da arkadaş canlısı görünmüyorlardı. Yüzlerinde gülücük yok adeta yaptıkları işi sevmiyorlar gibi geldi bana. Pasaport kontrolünü geçtikden sonra sıra kompartmanımı bulmaya geldi. Sıra sıra kompartmanları gezer iken işte benim numaram ve kompartmanım karşımda idi. İlk etapda 4 gün 3 gece ğeçireceğim kompartanım karşımda idi ve biraz sanki ufakmıydı ne:)

 

Yanımda en iyi arkadaşım Lara ile birbirimize baktık ve kahkaha atmaya başladık:) Yataklar 3 karış idi oturulacak yerler 2 karış :) Olsun benim için aslında 1 karış bile olabilirlerdi. Hindistan’da yaptığım 7000 km lik yolculuğu kıyaslar isek şuan kral dairesinde idim.

 

Kompartman 4 kişilik ama yanımıza sadece 1 rus adam gelmişti. Hatta biraz önce karşımda yemeğini yiyip ara ara bana baktı. Lara kitabını okuyor ara arada uyuya kalıyordu. Hiç beklemediğimiz biranda yemekler geldi. Biz yemek geliceğini tahmin etmemiştik. Tada biletler rusça olduğundan dolayı üzerinde yazanları okuyamadık:) Herneden o yemekler geldi ise iyide oldu. Bugün de karnımız doymuştu :) Karşımdaki adama ingilizce  konuşup konuşmadığını sordum ama  cevap alamadım. Aslında ben cevabımı almıştım. Ara ara el kol işaretleri ile anlaşmaya çalışıyoruz ama pek de becerikli değiliz. En iyi yaptığımız şey birbirimize bakıp gülmek.

 

Tren sakin görünüyor. Yan kompartmanlar boş. Bir yan kompartmanda dünyanın en güzel kedisi var. Sahibi onunla seyahat ediyor. Bilmiyorki ilerliyen günlerde onu mıncıklıyacağım:) Şuan üzerlerinde tek bir yaprak kalmamış yüzlerce ağacın ortasından karlarla kaplı muhteşem bir doğadan geçiyoruz. Gökyüzü gri ve heryer soluk. Tam aslında aklımdaki Rusya. Güneş batmak üzere. Geldiğimden beri güneşi göremedim. Umarım ilerliyen günlerde kendini bize gösterir.

 

 

 

17:42

 

———

 

Şuanda hava tamamen karardı. Ben ara ara PAULO COELHO’nun ELİF kitabını okuyorum. PAULO COELHO’da bu kitapta ucsuz bucaksız 9300 km’lik yolu baştan sona trenle kat etmeye karar verir. O yüzden bu kitap çok enteresan olucak benim için. Rus abimiz ile daha iyi anlaşıyoruz. Hatta sohbet bile  ettik. Ben İzmir fotoğrafları gösterdim hatta Rus mafyasından bile konuştuk. Şuan karşımda gazetesini aldı okuyor. Lara üstte yatağında kitabina dalmışken biranda sıcaktan şikayet etmeye başladı:) Tren sıcak bu arada. Şuan hepimiz pijamalarımızla oturuyoruz. Üstümde t-shirt var. Bakalım bu ilk gece nasıl geçicek. Ben gerçi alışığım ama Lara umarım sabaha kadar uyuyabilir. Dışarısı zifiri karanlık. Pencereden artık hiçbirşey göremiyoruz. Ben birazdan kitabıma devam ederim, yada film izlemeye de geçebilirim. Benim açımdan muhteşem bir dinlenme ve sakinlik bu tren. Birde 9300 km sonundaki ulaşacağım hedef. Yine taş atmak için yollardayım ve bunun vermiş olduğu haz. Özellikle 7 otizmli çocuğun bana verdiği taşları oraya ulaştırmak. O kadar önemli bir görev ki benim için bunu ne yazarak nede anlatarak anlatamam.

 

Bir adam var sürekli birşeyler satmak istiyor ve sürekli kompartmanın kapısından geçiyor:) Bana biraz hindistanı hatırlattı ama hiç alakası yok tabi. Ama bu adam da geldiğinde her defasındaki mimikleri hep aynı. Sanki ilk defa gelip birşey soruyormuş gibi yapıyor:) Hep bir ümit var birşey satın alıcağız diye:) Henüz birşey almadım ama bakalım yol uzun. Aldığım zaman  yazarım :) Ve Lara’nın gözleri kapandı.

 

 

 

20:44

 

———

 

4 kişilik kompartmanda 5 kişi olduk. 1 kadın ve bebeği bize dahil oldu. Eyvah dedik sabaha kadar çocuk uyumayıp ağlıyacak. Bakalım neler olucak. Öyle birşey olursa tabi biraz can sıkıcı olabilir ama yapıcak da pek birşey yok. Çocuk çok tatlı ve hatta biraz oynadı bile benimle. Yarın kesin kucağıma  alıp fotoğraflarımızı çektiririm. Şuanda herkes yatağının üstünde. Kimsenin kimsenin yerinde durmasının anlamı yok bu saatden sonra. Neyseki biz şansımıza üst ranzaları almışız. İstediğimiz saatde uyur ve kalkarız. Aşağıda zannedersem sabah 9 dan sonra toparlanman lazım. En azından Hindistan’da öyle idi. Bir istasyonda bayağı bir durduk ve fotoğraf çekmeye imkanım oldu. Hava karanlık ama istasyonun ışıkları yetti gibi. Kondüktörden de bir ince fırça yediğimi de yazmadan geçemiyeceğim. Zanneti ki onun fotoğraflarını çekiyorum. Ama fotoğrafları gösterdiğimde tamam dedi:) Lara kıtabını okuyor, Rus abim gazete, Rus ablam ve çocuğu koridorda oynuyorlar. İşte şu ana kadar Sibirya ekspresi :) Toplama 7 tane gece geçireceğiz bu trende, bakalım daha kimler inip binecek. Eyvahh çocuk ağlıyor hemde feci:) Neyseki 1 gece yolculuk yapıcaklar. Yarın ya yeni birileri gelir yada yalnız seyahat ederiz.

 

 

 

2. Gün  02.01.2014

 

 

 

08:59

 

Uyanalı yarım saat oldu. Gece aslında fena uyudum diyemem. Sadece sabah saat 4’de bebek avazı çıktığı kadar bi 10 dakika boyunca ağladı ama sonrasında neyseki sustu ve uyumaya devam edebildik. Dışarıda manzara gittikçe beyazlaşıyor. Kar kalınlığı artıyor ve muhteşem görüntüler karşıma çıkıyor. Trenin içi sıcak 24 derece. Sandiviç yapmak istedik ve peynir biraz erimiş:) Neyse buda bir lüks gözüyle bakmak lazım. Sibirya treninde eritilmiş peynir ile kahvaltı yapıyoruz:) Altımızdaki insanlar toparlanıyor zannedersem bugün trenden inecekler.

 

Saat 09:20 ve Perm’e vardık. Kompartmandaki iki konuğumuz burda indiler. Kompartman bize kaldı:) Hatta trenin yarısı nerdeyse burda indi diyebilirim. Dışarıda ince ince kar atıştırıyor. Saat 09:41 tren hala kalkmadı. Zannedersem bir sonraki istasyona kadar yalnız seyahat edeceğiz. Şuana kadar kimse yanımıza gelmedi. Ben bu arada dışarı çıkıp biraz etrafı fotoğrafladım.  Ve 09:50’de Perm’den hareket başladı.Birsüre kompartmanda yalnızız:)

 

 

 

 

 

AN

 

İki senedir bayağı yol kat ediyorum. Geçen seneki Nepal ,Hindistan maceramı birçoğunuz zaten takip etti. Bu sene ise tekrardan yollara düşmek benim için inanılmaz bir duyğu. Şuan Sibirya ekspresinde büyük okyanusa varmak için 8 gün yolculuk ediceğim. 2 gün sonra trenden inip 3 gün Baykal gölünü gezmeyi düşünüyorum. Yollarda ne  mu buluyorum? Bence herşey yollarda. Kaybettiğimiz herşey buralarda. Yolda gider iken o kadar çok kendimize vakit ayırıyoruz ki farkına varmadan işte biraz da kendimiz olabiliyoruz bence. Yeni bir yer görmenin vermiş olduğu haz, kendini keşfetmenin vermiş olduğu şaşkınlık kadar güzel.

 

Özgürlük uçmak kadar kolay birşey bence. Bende bu tren ile kanatlanıp uçuyorum sankli pasifike doğru yavaş yavaş, omuzumda 7 taş ile birlikte. Hayallerimden 1 tanesinin daha üstüne bir cizik atmanın vermiş olduğu haz ile birlikte hedefime adım adım, bazen trenin raylardan geçerken çıkardığı sesleri sayarak 9300 km’yi kat ediyorum. Seyahat benim için aynı zamanda bir baş kaldırış, bir ayaklanma, bir isyan. Bizi sınırlar içerisine hapsetmiş bir dünyaya karşı inadına dünyayı gezmek. O kadar içimize kapanmışız ki kendi sınırlarımız içerisinden dışarı çıkmak bizi artık korkutmaya başlamış. Ben ise bunun tam tersini sizlere göstermek istiyorum. Dışarısı o kadar ürkütücü değil. Lütfen sizde hayallerinizi peşinden koşun ve 1 defa bile olsa istediğiniz birşeyi yapmak için gayret gösterin. Görüceksiniz ki o kadar da zor değilmiş. Yollarda bazen aç bazen açıkta kalabilirsiniz. Ama inanın bu size çok iyi gelicek :) An itibarı ile olman gereken en mükemmel  yerde olduğunu kabul ettiğin sürece herşey bir o kadar da daha kolaylaşıcak. Bilmem anlatabildin mi? Bun  hayatta an itibarı ile benim (penceredem dışarıya baktığım zaman) yolum şu ağaçların arasından geçiyormuş:) Ve ben bunu kabul ettim. Herşeyi yoluma bıraktım. O zaten beni gitmem gereken yere, geçmem gereken yerden geçirecekti. Ben ne yaparsam yapiim planlarım rotam tutmıyacak:) O yüzden tadını çıkar. Boşver yarını düşünmeyi, boşver dünü düşünmeyi. Anı yaşa. An o kadar kısacık bir zaman dilimidir ki. Bizler anı hiç yaşamıyoruz. Hep kafamız ya yarında yada dünde. Böyle olduğu sürece an yok oluyor. Anı yaşamadığın içinde dünün bir anlamı zaten kalmıyor, yarın ise yok oluyor. Demek istediğim şu; Dünü zaten degiştiremessin, yarın ise olması gereken olucak zaten. Ama anı yaşamaktan kaçma. Çünkü yaşadığın andır gerçekten zaman diliminde varolduğun. Anı anla!

 

Saat 18:43
Bilgisayarimin ustune cay dokuldu ve bilgisayarim acilmiyor. Suana kadar yazdiklarim da icinde. Umarim Baykal golunde tamir ettirecek yer bulurum. Bugun trende 2. Gun. Hersey guzel ve sakin geciyor. Kompartmanda 2 kisi seyahat ediyoruz. Buda bizi biraz rahatlatti. Dun gece kabus gibiydi. Sabahin 4 unde bebek aglamasi ile uyanmak super geldi :)  Disarida hava iyice karardi. Lara ve ben butun gun kitap okuduk. Ben yan kompartman daki kizla iphone sozlugu sayesinde sohbet ettim. Bir sonraki durak Tyumen zannedersem. Bilgisayar olayina cok canim sıkıldı ama yapicak cok birsey yok aslinda.
Saat: 20:08
Tyumende durduk. Yan kompartmandaki kiz cep telefonundan yazarak bana cantasini disariya kadar tasiyabilirmiyim diye sordu:) Bende tabiki yardim ettim. Disarisi -20 derece. Disariya cikmis iken fotografda cekerim defim ve muhtesem bir soguk ile karsi karsiya kaldim:) Kompartmanimiza bu istasyonda da birileri dahil olmadi. Bir sonraki istasyona (Omsk) kadar rahatiz.
3. Gün 03.01.2014
Dun gece yatar iken kapiyi kilitleyip yattik. Ve sabahin 3 unde beklenen oldu. Yeni misafirlerimiz gelmislerdi. Kapiyi actim ve homurdana homurdana yasli bir cift iceri girdi. Neyseki alt yataklarin ustunu temiz tutmustuk. 15 dakikada hazirlandiktan sonra isigi sondurup yatmaya karar verdiler. Ben sabahin 9 zuna kadar uyumusum. Trende nedense cok rahat uyuyorum. Adam sabah kalkinca birseyler soyledi bana rusca ama anlamadim.  Sonradan anlastik. Anlasilan Baykal golune kadar bizimle seyahat edicekler idi. Sabah benim kahvalti hazirladigimi gorunce kompartmandan cikip rahat yemek yiyelim diye bizi yanliz biraktilar. Cok ince ve zarif bir hareket ici. Baykala kadar bu cift ile zarif hareketler esliginde yolculugumuza devam ederiz. Bugun butun treni gezdim. Trende calisanlar pek arkadas canlisi degil. Cok fotograf cekmemi istemiyorlar. Bende cok fotograf cekmek istiyorum:) bakalim bir sekilde ortasini bulacagiz. En son vagon sadece cekik gozlu elemanlara ayrilmis her nedense.
Trende 3. gunumuz ve 2. gecemizi gecirdik. Bekledigim kadar sıkıcı degilmis. Hatta bana iyi bile geldi. Dun ELİF kitabimi bitirdim. Simdi SHANTARAM a devam edicegim. Bilgisayarimi acmaya calistim ama hala acilmiyor. Umarim Baykal golunde tamir ettirecek biryer bulurum. İcnde ilk 2 gunu anlatan yazilarim var ki benim icin cok onemliler.
11:00 de Noborkiye vardik ve 11:29 da yeniden harekete gectik. Bu trendeki 4 turistden biriyim. Ben, Lara ve iki Hollandali var trende. Geri kalan herkes Rus. Biraz once Hollandalilar ile sohbet ettim. Onlarda Tibete kadar gideceklermis:) tesadufun de bu kadari :)
Saat Moskova saati ile 17:22. Mariinsk istasyonundan 29 dakikalik duraksamadan sonra harekete gectik. Yarin aksamustu Baykal’a varmis olucagiz. Hollandali cift ile sohbet ettim gun icerisinde , bakalim belki Tibet’den Nepal’e gecme planlari var. Belki bende katilirim. Yarin aksam acentalarina mail atip proseduru ogrenicegim. Yolculuk guzel geciyor. Yakaladigim her istasyonda inip disarida fotograf cekiyorum. Soguguda hissetmiyor da degilim. Neyseki ustmdekiler saglam o yuzden korkucak birsey yok. North Face’e tekrardan tesekkur ederim.
Birazdan sarabimi acip yudumlamak istiyorum. Yilbasindan beri bisey icmedik. Baykal’a kadar trendeki son gecemde sarap icmek istiyorum. Hepinizin serefine :)
4. Gun 04.01.2014
Sabah gozlerimi actigimda gunes doguyordu. Masvavi bir gokyuzunu ve gunesin kar ustundeki yansimasini ozlemisim. Hava o kadar temiz ve parlak gorunuyordu ki inanamazsiniz. Hayalimdeki Sibirya iste karsimda idi. Bugun trendeki son gunumuz. Bugun Baykal golune varicagiz. 3 gece Baykal da kaldiktan sonra tekrar trene binip 3. Gunun sonunda Vladivostok, buyuk okyanusa varmis olucagiz. Baykala varir varmaz ilk isim bilgisayarimi tamir edicek birilerini bulmak olucak. İphone’dan yazmasi cok sıkıcı ve zor oluyor. Umarim tamir olur. Yoksa isim zor. Yasli cift hala bizimle seyahat ediyorlar. Herkes yolculugundan memnun. Arasira Hollanda’li arkadaslarimin yanina gidip onlarla sohbet ediyorum. Hatta oglen yemegimizi bile paylastik onlarla.
Suan sibiryanin tam ortasinda tren ile seyahat ediyorum. Pencereden disari baktigimda muhtesem parliyan bir gunes , bembeyaz bir dunya, tepecikler uzerine kurulmus agactan evler, basibos dolasan kopekler ve sogugu goruyorum. Hedfime yavas yavas yaklasmanin huzuru icerisindeyim.
Baykay’a varmaya birbucuk saat kaldi. 5153 km yi kat etmis olucaz hic trenden inmeden:) hayatimin en uzun yolculugu oldu bu.
IRKUTSK (Baykal Golu)

En son trenden yaziyordum ve Irkutsk a geldik. Geldigimizden beri muhtesem bir soguk pesimizi birakmadi. Bugun-34 u gordum. Guzel bir otelde kaliyoruz ve birazdan da trenimize tekrar binip 3 gun sonar buyuk okyanusa varmis olucagiz. 9300 km nin sonu orasi. Ama bircok seyin de baslangici olabilir. Unutmiyalim ki her son yeni bir baslangictir.

Irkutsk bize muhtesem Baykal golu ile selamladi. Gol henuz tumuyle buz tutmamis durumda. Ama eli kulaginda diyebiliriz. Havalar gittikce soguyor . Haftaya -50 lerin gelicegini soylediler. Biz o zaman muhtemelen Cin de oluruz. Birsey icin ozur diliyorum, trende bilgisayarim bozuldugu icin yazdiklarimi ve fotograflari ancak paylasabiliyorum. Bilgisayarimi tamire gonderdim ama sadece calistirabildiler ama ekran da goruntu yok. O yuzden Pekin e kadar tamir ettiremiyecegim. Burda internetin de saati 10 lira oldugu icin ancak bu kadar foto yukliyebiliyorum. Biraz tadimlik olsun J

Irkutsk daki ilk gunumuz sehiri dolasarak gecti. Dun ise baykal golunun kenarina gittik.Bugun ise ben eski buz kirici gemiyi ziyarete gittim. Hersey guzel ama dedigim gibi soguk kismen cok etkiliyor. Vucudumun kapali yerlerinde sorun yok ama yuzum acik oldugu icin buzlanma  yasadim :) Simdi onumuzde 3 gunluk bir tren yolculugu daha  var. Alisverisimi yaptim. Sonucta trende 3 gun ekmek arasi peynir yiyicegimJ . 3 gun sonra Vladivostok`a varip taslari okyanusa atip hemen Cin`e geciyorum. Biraz heyecan var tabi. 9300 km yanimda getirdigim ve 7 Otizmli cocugun Seferihisar`da bana verdikleri tasi onlar icin Pasifik okyanusunda denize aticagim. Buradan sevgilerimi iletiyorum ve dost kalin.

Beni -34 de usutmedikleri ve desteklerini esirgemedikleri icin NORTH FACE ve Izmir DAG EVI`ne tesekkurlerimi sunarim

http://www.dagevi.com/

Tarik GOK

 

OTIZM ILE EL ELE 9300 KM…

Gecen sene Everest ana kampından aldığım bir taşı 7000 km ve 4 ayda muhteşem bir serüven yaşıyarak Hindistan’ın en güney ucu ve 3 denizin birleştiği noktaya atmayı başarmıştım. Bu serüvenimde ise taşların hikayesi devam etsin diye İzmir’den alıcağım bir taşı Moskova’dan trene binerek 9300 km’lik sibirya ekspresi ile Vladivostok’a ulaşıp denize atıcağım. Bunu yapar iken neden yetiştiğimiz ülkemizden, kültürümüzden, canımızı yakan engellerden bir tanesinide birlikte götürmüyorum dedim. Anadolu Otizm Vakfı ile tanıştım ve oturup konuştuk. Ben varım dedim, onlar da bizde varız dediler. Beni Güzelbahce Anadolu Otizm Vakfı’nin kurmuş olduğu okuluna götürdüler ve 1 gün boyunca o çocuklar ile zaman geçirdim. Benim için çok önemli ve duygulu anlar idi. Sonrasında 7 otizimli çocuk ile Seferihisar’da bir kumsala gidip onlardan birer taş seçmesini istedim sahilden. Seçtikleri taşların üstlerine isimlerini yazarak bana verdiler. Bende emanetlerini aldım ve o taşları pasifike atıcağımın sözünü verdim. Anadolu Otizm Vakfı beni fahri temsilcileri olarak görevlendirdi. Onlara buradan teşekkürlerimi sunarım. Hatta facebookdan coçuklardan birinin ailesi benimle irtibata girip teşekkür bile etti. Benim için o kadar gurur verici idi ki inanamassınız. İşte benim bu seferki serüvenim böyle başlıyor…

Muhteşem geçen 5 günlük İstanbul durağından sonra şuan Moskova’dayım. Buraya geleli 2 gün oldu.Bu iki gün içerisinde etrafı dolaşıp çevreyi görme imkanım oldu. Mimari olarak inanılmaz beni etkileyen Moskova aslında beklediğimden sıcak. Yılbaşını burda geçireceğim. Muhtemelen Kızıl meydan olunması gereken yerlerden biri. Herşey bu arada inanılmaz pahalı. Süpermakette 1 litre su bile 6,5 lira :) Neyseki 2 gün sonra trenime biniyorum. 1 Ocak 2014 öğleninde trene biniyorum ve 4 Ocak 2014′e kadar inmiyorum. Sonra Baykal gölünde 3 gece geçirdikten sonra tekrar trene biniyorum ve 10 Ocak 2014 de Vladivostok’a varıyorum.
Muhtemelen 11 Ocak’da taşları pasifike atıp akşamına Pekin’e uçacağım. Pekin’de 3 gece kaldıktan sonra sırasıyla Harbin, Chengdu ve ordan 3200 km’lik Tibet trenine binip Lhasa’ya geçiceğim. İnternetim olduğu sürece sizlere yazdıklarımı paylaşıp yollarda yaşadığım herşeyi bütün şeffaflığı ile sizler ile paylaşacağım.
Zannedersem Sibirya treninde internetim olmıyacak ama bol bol yazmış olucam. Baykal gölüne ulaşır ulaşmaz sizlere yollarda ve trenin içinde çektiğim fotoğrafları, yazılarımı paylaşıcağım.
Yarın yoğun birgün olucak benim için. Klasik kırmızı ve iki katlı tur otobüsleri ile şehir tutum var :) Sonrasında Metro turu ve tren için süpermarket alışverişi. Akşamına zaten yılbaşı eğlencesi. O yüzden yazmak için vaktim olucağını zannetmiyorum. Muhtemelen ilk yazımı 4 Ocak’da okuyabileceksiniz. Ben şimdiden hepinizin yeni yılını kutluyorum. 2014 umarım artık sevgi yılı olur. Yorumlarınız benim için çok önemli çünkü benim için enerji onlar.
Hepinizi o kadar seviyorum ki tahmin bile edemezsiniz.
“Yapacağım yolculuğun sadece kendi hayatımda tanıklık olmasını istemiyorum. Doğduğumuz ve yetiştiğimiz ülkemizden, kültürümüzden, canımızı yakan engellerden yolumun üstündekileri de haberdar etmek ve yolumdakilerin benzer engellerinden sizlerin de haberdar olmasını istiyorum. Bunun için Anadolu Otizm Vakfı’nın fahri temsilcisi olarak güzergâhımdaki ulaşabildiğim her otizmliye, İzmir’deki arkadaşlarının mesajlarını ileteceğim. Bu yolda gördüklerimin ve yaşadıklarımın herkesin ortak dili olan fotoğraflarla insanlara ulaşmasının ve iletmesinin yolculuğumun en önemli amacı olmasını umuyorum”
Sevgilerimle

http://www.anadoluotizm.org/

Tarık GÖK

  • IMG_2265
  • IMG_2273
  • IMG_2303
  • IMG_2311
  • IMG_2317
  • IMG_2324
  • IMG_2334
  • IMG_2347
  • IMG_2351
  • IMG_2357
  • IMG_2365
  • IMG_2373
  • IMG_2390
  • IMG_2400
  • IMG_2407
  • IMG_2411
  • IMG_2421
  • IMG_2440
  • Screen Shot 2013-12-24 at 2.41.57 PM

Otizm ile el ele 9300 km…

Gecen sene Everest ana kampından aldığım bir taşı 7000 km ve 4 ayda muhteşem bir serüven yaşıyarak Hindistan’ın en güney ucu ve 3 denizin birleştiği noktaya atmayı başarmıştım. Bu serüvenimde ise taşların hikayesi devam etsin diye İzmir’den alıcağım bir taşı Moskova’dan trene binerek 9300 km’lik sibirya ekspresi ile Vladivostok’a ulaşıp denize atıcağım. Bunu yapar iken neden yetiştiğimiz ülkemizden, kültürümüzden, canımızı yakan engellerden bir tanesinide birlikte götürmüyorum dedim. Anadolu Otizm Vakfı ile tanıştım ve oturup konuştuk. Ben varım dedim, onlar da bizde varız dediler. Beni Güzelbahce Anadolu Otizm Vakfı’nin kurmuş olduğu okuluna götürdüler ve 1 gün boyunca o çocuklar ile zaman geçirdim. Benim için çok önemli ve duygulu anlar idi. Sonrasında 7 otizimli çocuk ile Seferihisar’da bir kumsala gidip onlardan birer taş seçmesini istedim sahilden. Seçtikleri taşların üstlerine isimlerini yazarak bana verdiler. Bende emanetlerini aldım ve o taşları pasifike atıcağımın sözünü verdim. Anadolu Otizm Vakfı beni fahri temsilcileri olarak görevlendirdi. Onlara buradan teşekkürlerimi sunarım. Hatta facebookdan coçuklardan birinin ailesi benimle irtibata girip teşekkür  bile etti. Benim için o kadar gurur verici idi ki inanamassınız. İşte benim bu seferki serüvenim böyle başlıyor…

          Muhteşem geçen 5 günlük İstanbul durağından sonra şuan Moskova’dayım. Buraya geleli 2 gün oldu.Bu iki gün içerisinde etrafı dolaşıp çevreyi görme imkanım oldu. Mimari olarak inanılmaz beni etkileyen Moskova aslında beklediğimden sıcak. Yılbaşını burda geçireceğim. Muhtemelen Kızıl meydan olunması gereken yerlerden  biri. Herşey bu arada inanılmaz pahalı. Süpermakette 1 litre su bile 6,5 lira :) Neyseki 2 gün sonra trenime biniyorum. 1 Ocak 2014 öğleninde trene biniyorum ve 4 Ocak 2014′e kadar inmiyorum. Sonra Baykal gölünde 3 gece geçirdikten sonra tekrar trene  biniyorum ve 10 Ocak 2014 de Vladivostok’a varıyorum.
Muhtemelen 11 Ocak’da taşları pasifike atıp akşamına Pekin’e uçacağım. Pekin’de 3 gece kaldıktan sonra sırasıyla Harbin, Chengdu ve ordan 3200 km’lik Tibet trenine binip Lhasa’ya geçiceğim. İnternetim olduğu sürece sizlere yazdıklarımı paylaşıp yollarda yaşadığım herşeyi bütün şeffaflığı ile sizler ile paylaşacağım.
Zannedersem Sibirya treninde internetim olmıyacak ama bol bol yazmış olucam. Baykal gölüne ulaşır ulaşmaz sizlere yollarda ve trenin içinde çektiğim fotoğrafları, yazılarımı paylaşıcağım.
       Yarın yoğun birgün olucak benim için. Klasik kırmızı ve iki katlı tur otobüsleri ile şehir tutum var :) Sonrasında Metro turu ve tren için süpermarket alışverişi. Akşamına zaten yılbaşı eğlencesi. O yüzden yazmak için vaktim olucağını zannetmiyorum. Muhtemelen ilk yazımı 4 Ocak’da okuyabileceksiniz. Ben şimdiden hepinizin yeni yılını kutluyorum. 2014 umarım artık sevgi yılı olur. Yorumlarınız benim için çok önemli çünkü benim için enerji onlar.
Hepinizi o kadar seviyorum ki tahmin bile edemezsiniz.
“Yapacağım yolculuğun sadece kendi hayatımda tanıklık olmasını istemiyorum. Doğduğumuz ve yetiştiğimiz ülkemizden, kültürümüzden, canımızı yakan engellerden yolumun üstündekileri de haberdar etmek ve yolumdakilerin benzer engellerinden sizlerin de haberdar olmasını istiyorum. Bunun için Anadolu Otizm Vakfı’nın fahri temsilcisi olarak güzergâhımdaki ulaşabildiğim her otizmliye, İzmir’deki arkadaşlarının mesajlarını ileteceğim.  Bu yolda gördüklerimin ve yaşadıklarımın herkesin ortak dili olan fotoğraflarla insanlara ulaşmasının ve iletmesinin yolculuğumun en önemli amacı olmasını umuyorum”
Sevgilerimle
http://www.anadoluotizm.org/
Tarık GÖK
banner_vimeo_eng

NORTH FACE

Evet arkadaşlar uzun zaman oldu yazmıyalı. Bildiğiniz gibi yeni rotama 1 Ocak 2014 de başlıyorum.Rotam Sibirya treni ile 9300 km gidip, ordan Çin’e geçmeyi düşünüyorum ve sonunda ise Tibet’e giriş yapıcağım. Geçen sen bildiğiniz gibi Himalayalarda 21 günde 200 km yürüyüp 5600 metreye tırmanmıştım. Bu serüveni yapar iken ayakabilarım, ceketim, polarım, sırt çantam ve pantolonum North Face idi. Neden  North Face’i seçtim çünkü beni yarı yolda bırakmıyacağını biliyordum ve bırakmadı da. Gittiğim coğrafya sert ve zor idi. Kendimi riske atamazdım. Olmaz ise olmaz malzemelerimi doğru seçim yapıp beni hedefe ulaştırabilecek malzeme seçmeliydim ve sonunda hedefe ulaşabildim. Burdan North Face’e teşekkürlerimi sunarım. Bu sene ise yeni rotamda North Face bana malzeme sponsoru oldu. Gideceğim rotada çok uzun yürüyüşler yapmıyacağım ama en büyük caydırıcı etken soğuk ile mucadele ediceğim. Neyse ki North Face bana malzeme desteği ile bu sorunu ortadan kaldırmış oldu. Moskova’ya geleli 2 gün oldu ve daha şimdiden en ufak bir üşüme hissetmedim. Tabiki Sibirya daha zorlu olucak ama ona da hazırlıklı malzemelerim var destekleri sayesinde.

           Bidiğiniz uzere ben İzmir (Seferihisar) ‘dan 7 Otizimli çocuğun vermiş olduğu taşı pasifike atmaya gidiyorum. Böyle güzel bir selamı Pasifik ile buluşturma yolunda huzurlarınızda North Face Türkiye’ye bana destek verdikleri için teşekkürlerimi sunarım.
Sevgi ile kalın.
İzmir North Face
http://www.dagevi.com/

North Face Türkiye
http://www.vfc.com/

Hayatın renkleri Yeni Asır TV

Yeni Asır  televizyonunun ikinci daveti ve ilkinden çok farklı olan söyleşimiz. Zamanınız var ise izlemenizi tavsiye ederim. Çok teşekkür ve saygılarımı sunarım.

Kentin sesi Yeni Asır TV söyleşi. 03.10.2013

Sergimden bir gün önce Yeni Asır TV ile yapmış olduğum söyleşiyi paylaşmak istiyorum.

Umarım beğenirsiniz:)

Sevgiler Tarık GÖK.

VARANASI

Varanasi de 24 saat içerisinde çekmiş olduğum ve müziğini bile orada iken seçtiğim Varanasi görüntülerimi dün 2. sunumum için hazırladım.

Umarım beğenirsiniz.

Sevgi ile kalın…

Muzik : Craig pruess – Shiva Manas Puja

face

Tarık GÖK +7000 NEPAL – HİNDİSTAN 2. PANEL

Himalayalar’dan kopan bir taşın 7000 km’lik öyküsü.

Ve işte 2. panel. Hepinizi 15 Kasım 2013 saat 19:00 da bir öncekinden daha sıcak, soru ve cevaplar eşliğinde yapıcağımız panelime davet ediyorum. Sevgiler…

Neden? Bir düş, bir hayaldi çok uzaklara gitmek. İçimdeki seslerle başladı yolculuğum. Git git diyordu!! Bir nedeni olmalıydı tüm bunların; beni Hindistana çağıran içimdeki o sesin, o duygunun. Aramalı ve bulmalıydım. Görmeli, duymalı, hissetmeli ve yaşamın içine akmalıydım.

Çok uzaklarda dünyanın zirvesinde fotoğraflar çekmeli, kendimle baş başa kaldığım uzak topraklarda içimdeki git sesinin nedenini bulmalıydım. Güçlüğü, zorluğu ve bilinmezliği bol bir serüvendi bu…

Yaşadığım herşey ileride hayatımın içindeki yerini bulacak ve bana kattıklarıyla yeniden yapılanacaktım.

Ve benim serüvenim başladı…

Nasıl? Nasıl?? Kendimi bu serüvenin içerisinde düşündükçe heyecanım artıyordu. Kendime Hindistana vize almışken buldum. Kathmandu bileti elimdeyken artık yolculuğum başlamıştı. Benim için mükkemmel bir deneyim olacağına emindim. Zorlukları gözümü korkutmuyor değildi. Göze almalı ve bu zorlukların içindeki güzelikleri keşfetmeliydim…İnternetten tanıştığım dört yol arkadaşımla 9 Aralık 2012 de Kathmandu’da buluştuk..Hepimiz çok heycanlı ve endişeliydik. Konuştukça detayları netleştirdikçe birbirimize alıştık ve yol arkdaşlığımızın iyi olacağı hissiyle dolduk..10 ARALIK 2012 de sabahın ilk ışıklarıyla JIRİ ‘YE doğru yola çıktık..yol boyunca her rengi her açıyı ruhuma va fotograflarıma kaydetmek telaşı içindeydim. Yüzlerce kare fotoğraf, pek çok renk hepsi dans ediyordu gözlerimde ve ruhumda. Çoğu zaman yürüyerek, trenle, otobüs ve kısa mesafeli vapur ile gezdim bütün ülkeyi. Uzun yürüyüslerin sonunda yol arkadaşlarım ve ben Everest’e vardık. 14 gün sürdü yolculuğumuz. Uzun ve yorucu iklim koşulları zorladı hepimizi. Çok zor ama bir o kadar keyifli yolculukta soğuk rüzgarlar yüzüme vurup içime işlerken içimdeki ses işte bu… Yaşamının hayallerinin zirvesindesin diyordu.
Bir son…
Bir başlangıç gibi…
Gün ve gece gibi…
Sıcak ve soğuk,
Yaşam ve ölüm gibi………..
Ruhumun derinliklerindeki sırrı bulmak için çıtığım bu yolda; en zirvede Everets’te 5600 metredeydim. 21 gün boyunca 7000 kilometrenin hikayesini oluşturuyordum. Benim hikayem di bu.

Yollar boyunca insanlar gördüm, yüzünde acıyı barındıran; sevgiyi kucaklayan ve sefaletin içerisinde yaşam savaşı veren. Neşeli çocuklar gördüm yokluk ve sefaletle yoğurulmuş bilinmeze doğru bakan gözlerinin içinde mutluluğa ışık yakan. Yaşamlar akıyordu zamanın içinde.
Kahtmandu’ya indikten sonra 1 hafta dinlenip, Pokhara bölgesinde yol arkadaşlarımdan ayrıldım. Hindistan sınırından geçip Varanisi’ye tek başıma yol katederek yolcculuğuma devam ettim.
Ulaşmam gereken bir hedefim daha vardı. Kanyakumari ye ulaşmak 3 denizin birleştiği noktaya Himalayalardan aldığım bir taşı sonsuzluğa bir parçamı yollar gibi atmak…
Sonsuzluk kucaklıyordu okyanusları, ruhumu ve hayellerimi.
Yol boyunca gözüm şenlikteydi sanki renkler cümbüş şeklinde yol alıyordu. Uçurumlar vardı gördüğüm her yaşamda, her insanda ve her renkte. Eksiksiz aktarmak istedim tüm bu gördüklerimi ve yaşadıklarımı.
Uzak bir coğrafyada bilmediğim yaşamların içine uzanı vermiştim soluksuz.
Renk cümbüşü, duygu fırtınaları, dans eden görüntüler ve festival gibi bir yolculuk yapmıştım. İçim içime sığmıyordu. Tüm dostlarıma, arkadaşlarıma beni tanıyan tanımayan herkese anlatmalı, göstermeliyim. Serüven bitmişti ama burda kalmamalıydı. Karar verdim paylaşmalıydım.
Ulaştığım her yerin ayak izleri olmalı.
Takip etmeli her bakan göz bu izleri.
Gittiğim yerlerin kokuları olmalı solunan havada.
Işık oyunları yapmalı görüntüler.
Loş ışıkta yanan mumlar eşlik etmeli her renge, her görüntüye.
Büyük fotoğraflar içine çekmeli seyredeni.
Küçük fotoğraflar gizlenmeli ışıkların ardına.
Uçurumlar yaşamalı, seyreden her ruh fotoğraflarımda.
Anlatmalıyım tüm yolculuk hikayemi.
Göz göze gelmeli dinliyenlerle, doya doya konuşmalıyım.
Hint Kurması sarmalı beni tek bir ışık altında.
Uzak yollarda başıma gelenler, gördüklerim , aldığım tatlar sorulmalı merakla.
İçkiler yudumlanmalı aynı masada sohpet eder gibi.
Uzak Hint müziği ruha işlemeli, herkesi içine çekmeli.
Ben konuşurken tek ışık altında arkamdan fotoğraflar geçmeli beni ve hikayemi anlatan.
Dost sohpetleri gibi olmalı biraz ordan, biraz burdan……..
*Hissetmeli
*Yaşamalı
*Sevmeli

Adres: 1476 sok. no.2/6GB Aksoy Residence 35220
Alsancak (Kıbrıs Şehitleri caddesi sonu)
Bilgi için 0532 661 03 81

Untitled-23

Bir elde sen uzat.

Bu çocugun fotoğrafını satın aldığınız zaman bu fotoğraftan kazandığım bütün parayı bir şekilde Gokarna’ya gidip ki gideceğim, ona verip, verdiğim anı fotoğraflayıp sizinle paylaşacağım!

Tarık GÖK +7000 sergi final. Tarık GÖK +7000 final movie.

7000 km ve 4 aylık bir serüveni 5 dakika ya sığdırmaya çalıştım. Benim için çok özel ve biraz kamera arkasını gösteren bu filmimi umarım beğenirsiniz.

Sevgiler.

Screen Shot 2013-09-29 at 1.29.50 PM

7 bin kilometrelik yolun hikayesi. Tam metin röportaj.

Sırma GÜVEN’in kaleminden.
———————–

Bu bir hayat sınavı. Bu bir yolculuğun hikayesi .

Hindistan, Nepal Sergisi
Afişi görüyorum.
Bayılıyorum.
Afiş için seçilen fotoğraftan etkileniyorum
Güzel iş çıkarmış Tarık Gök.. Büyük emek.
Hindistan da güzel seçim olmuş diyorum.
Tanışmak istiyorum.
Röportaj için buluşuyoruz.
Derin bir hikaye beklemiyorum aslında.
“Evet Hindistan’a gidip fotoğraflar çektim. Döndüm. Hindistan çok mistik bir yer, güzel bir sergi olacak” der ama illa ki deneyimlerini de aktarır. “Neden sadece fotoğraf çekmek için taa Hindistan’a kadar gittin” diye sorarım. Böylelikle merakımı da gideririm.
Buluşuyoruz.
“Fotoğraf bahane” diyor. Altından öyle derin konular, öyle bir yolculuk çıkıyor ki şaşırıp kalıyorum.
Tüm hikayeyi dinledikten sonra fotoğraflar sadece bir ayrıntı gibi dursa da sergiyi mutlaka gezmeniz gerektiğini hatta Hindistan serüvenini Tarık Gök‘ün ağzından dinlemek için 4 Ekim 2013, saat 18:30’da Aksoy Plazadaki sergi açılışına mutlaka katılmanız gerektiğini düşünüyorum. Gelmeden önce yolculuğun ve taşın hikayesini daha da detaylı öğrenmek için de Tarık Gök’ün bloğuna bir göz atın derim.
İzmirli misiniz?
Evet, 1977 yılı İzmir doğumluyum. Doğduktan altı ay sonra ailem ile Almanya’ya yerleşmişiz. Dokuz yaşıma kadar Almanya’da kaldık . Hollanda’ya gidip beş sene de orada yaşadık. Yirmi yedi yaşımda ülkeme geri döndüm ve Bodrum’a yerleştim. Üç yıl kadar da Bodrum’da kaldıktan sonra artık memleketime yani İzmir’e dönmeye karar verdim.
Fotoğrafçılıkla ilgili eğitim aldınız mı?
Fotoğraf adına hiçbir eğitimim yok. Hollanda’da yaşarken yapacak bir şey bulamayıp amatör olarak fotoğrafçılığa merak sardım.. En sevdiğim huyum; bir şey olmak istiyorum ve onu olabilmek için çok çaba sarf ediyorum ve en sonunda olmak istediğim kişi oluyorum.
Bunlar geçici hevesler mi oluyor?
Evet genelde geçiyor ama fotoğraf sevdam hiç geçmedi. Hayatımın sonuna dek de devam ettirmek isteyeceğim bir meslek. Fotoğrafçılığı dünyayı gezerek ve tanıyarak yapmaktan büyük keyif alıyorum.
Daha önce açtığınız sergiler oldu mu?
Evet, karma sergilerim oldu. Bu sergi benim ilk kişisel sergim olacak . Sergiden daha çok performans diye de adlandırabiliriz. Açılışta bir buçuk saatlik bir sunumum olacak. Video ve slaytlar yardımıyla yol hikayemi anlatacağım.
7000 kmlik yolun hikayesi
Yol hikayenizin başlama noktası nedir?
Başka ülkelerde gidip yaşamayı çok seviyorum. Ülkeleri seçerken özellikle geri kalmış ülkelere gitmeyi tercih ediyorum. Bizden ileri ülkelerde pek işim olmuyor .
Aslında nedense genelde tam tersi yapılır. Neden özellikle geri kalmış ülkeler?
Evet, bizden ileri ülkeler her zaman tercih edilir. Bizler, dünya vatandaşı olarak, maalesef ki geçmişimizi kaybediyoruz. Dünya modernleşmenin içine girmiş ve çok hızlı ilerliyor. Biz geçmişimizi kaybederken neden bizden daha ileridekileri gidip ziyaret edelim. Gelecek zaten eninde sonunda bizi bulacak ama geçmişimizi hala görebileceğimiz ülkeler varken, ki bunlardan biri de Hindistan, neden ileride ki ülkeleri seçeyim.
Hindistan’ı seçmenizin özel bir sebebi var mı?
Hindistan’da hala iki bin yıl öncesinde yaşayan insan modellerini görebiliyorsunuz. Çırılçıplak, üstleri başları kül, saç sakal birbirine karışmış insanları görme şansınız var. Sanırım Hindistan’ın yaşanması çok zor bir ülke olması beni çekiyor. Bu macera sadece gezmek amaçlı çıkılmış bir seyahatten öte bir hayat sınavıydı. Yaşadığınız ülkeden yüz veya iki yüz yıl geride olan insanlarla dört ay zaman geçirdiğinizde ister istemez etkileniyorsunuz.
Seyahatinizde sizi en çok ne etkiledi?
Dört ay zaman geçirip yedi bin kilometre yapıp geri döndüğünüzde asla aynı insan olmuyorsunuz. Hayatınızda göremeyeceğiniz bir takım şeylere şahit oluyorsunuz. Bunun içinde fakirlik, insanların sokaklarda can çekişmesi, ölüme gitmeleri, çaresizlikler, farklı inanışlar, bir sokaktan diğer sokağa geçtiğinizde gördüğünüz çağ değişimi ve din değişimi gibi olaylar var. Tıpkı bir gökkuşağı gibi siz de kültürlerin değişimini yaşıyorsunuz. Ben de gidip vizyonumu açmak istedim. Gezme amacım aslında beynimi beslemekti. Hem ruhumu hem beynimi de diyebilirim. Göreceğim şeylere karşı son derece hazırlıklıydım ama gördüğüm şeyleri kabullenmem iki haftamı aldı.
O ilk iki hafta nasıl geçti?
İki hafta hayatımın en kötü günlerini yaşadım.
Kaldığınız yer, yaşam şartları mı zorladı sizi?
Kaldığım yer çok sorun olmadı. Ben anlık yaşayan biriyim. Kalacak yeri çok problem etmedim. Dört ay içinde sokakta yattığım günler de oldu, plajda yattığım günler de oldu, dere kenarında çadırlarda yattığım günler de oldu. Her türlü koşula hazırlıklı olmanız gerekiyor yoksa bir şekilde hayal kırıklığına uğrayıp gittiğiniz yoldan hızlı bir şekilde geri dönersiniz. Hindistan öyle bir ülke ki ya seviyorsunuz ya da nefret ediyorsunuz.
Siz hangi kategoriye giriyorsunuz?
Her ne kadar nefret ettiğim anlar olsa da ben seviyorum. Gün içinde yoğun bir duygu seli yaşıyorsunuz. Nefreti ve sevgiyi dönüşümlü olarak hissediyorsunuz.
Nasıl başladınız bu yedi bin kilometrelik yürüyüş seyahatine?
Seyahate Nepal’den başladım. İnternetten tanıştığım dört kişi ile birlikte Katmandu’dan Everest’e bir yürüyüşe başladık.
Tanımadığınız dört kişi ile birlikte mi seyahate çıktınız yani?
Aynen. İnternetten tanıştığım dört kişi ile birlikte çıktım seyahate.
Hepiniz fotoğraf sanatçısı mısınız peki?
Hayır, herkesin farklı meslekleri vardı.
Hedefler mi aynıydı?
Evet, hepimizin hedefi Everest’in ana kampına ulaşmaktı. İnternetten aynı yürüyüşü yapmak isteyen dört kişi ile, biri İngiliz, biri Avustralyalı, biri Hollandalı ve biri de Güney Afrikalı ve Türkiye’den de ben dahil olmak üzere hep birlikte Katmandu ya uçtuk. Ertesi gün Jiri denen köye on saatlik bir otobüs yolculuğu yaptık ve bana göre dünyanın en zorlu bu otobüs yolculuğundan sonra Jiri’ye ulaştık. Jiri’de 1953 yılında Everest’e çıkan ilk adam Edmund Hillary’nin izlediği yolu yaşamak istedik. Onun izlediği yol ile Everest’in ana kampına ulaşmak on dört gün sürüyor. Her gün on, on beş kilometre yol yürüdük.
Everest ana kampına ulaşabildiniz mi?
Evet . Bir kişi yarı yolda vazgeçip geri döndü ama biz ana kampa ulaşabildik. Üçüncü haftanın sonunda Himalayalar’ın en tehlikeli havaalanında mahsur kaldık ve yılbaşını orada geçirdik. Aslında benim olayım tam da orada başlıyor. Ben Himalayalar’dan aldığım bir taşı yedi bin kilometre yol yapıp Hindistan’ın en güney ucuna, üç denizin birleştiği noktaya atabilmek istedim. Bu benim hedefimdi. Ülkeyi, o taşı istediğim yere atabilmek için yürüyerek geçmem gerekiyordu. Bu aslında işte bu taşın hikayesidir.
Neden böyle bir istek peki? Rüya filan mı gördünüz? Biri size al o taşı üç denizin birleştiği yere at mı dedi?
Hayır, öyle bir şey değil. Bu sadece kendime koyduğum bir hedefti. Bloğumda da yazdığım gibi keşke her insanın dileği bir taş atabilmek olsaydı, her şey çok daha farklı belki de daha kolay olurdu. O taş ile benden bir şeyler de gitti, aynı zamanda bir şeyler de geldi. Tüm ülkeyi o taşı atmak için geçmek esas amacımdı. Dört ay sürdü. Himalayalar belliydi, varacağım nokta da belliydi ama oraya varacağım birden çok farklı yol vardı. Kendimi bıraktım ve su döküldü yolunu buldu. Ben de kendimi orada buldum. Kaderci bir adam değilim ama kendinizi karmanıza bırakıyorsunuz.
Esas amaç fotoğraf çekmek değil miydi yani?
Aynen. Bu bir hayat sınavıydı. Bu bir yolculuğun hikayesiydi. Sergim de aslında sadece bir fotoğraf sergisi olmayacak ben yolculuğumu anlatacağım. Yollar nasıl geçti, neler yaşadım, nereden sonra benim psikolojimde değişiklikler olmaya başladı.
Bu yolculukta kendinizi tanıyorsunuz. Çakralarım açıldı. Kendimi çok yükseklerde hissediyorsunuz gibi değil , sadece kendinizi tanıyorsunuz. Kendinizi kabul ediyorsunuz. Yolculuğa başladıktan bir süre sonra kendinizi aynada görüyorsunuz.

Size tutulan aynada gördüğünüz defoları düzeltebiliyor musunuz peki?
Düzeltmek yok. Olanı kabul etmeyi öğreniyorsunuz. Kendinizle yüzleşiyorsunuz. Yedi bin kilometreyi tek başıma geçtim. Tek başımayken soyulma riski yaşadım. Özellikle Kuzey Hindistan köşe kapmaca gibiydi. O kadar yorucuydu ki… İnsanlar bacaklarınızın arasına yapışıyorlar, cüzzamlılar sana dokunmaya çalışıyor, trenlerde giderken alttan dilenciler geliyor, yani sürekli tetiktesiniz. Herkes sizde milyoner potansiyeli görüyor. Sizi milyoner zannediyorlar çünkü beyazsınız. Çoluk çocuk demeden herkes size el açıyor dilenmeye başlıyor. Bir süreden sonra psikolojik baskı hissediyorsunuz ve bu baskı sizi rahatsız etmeye başlıyor. Sokakta durdurup size soru soruyorlar. Amaç hep aynı, bir şekilde para almaya çalışmak. Belli bir süre sonra cevap vermeyi bırakıp insanoğlundan nefret etmeye başlıyorsunuz, duygularınız sizi yukarıya aşağıya sürüklüyor. Böyle olunca da beyin daha önce hiç olmadığı kadar derine inmiş oluyor. Egosu olmayan insanların arasında sizin de egonuz yavaş yavaş aşağıya çekiliyor ve olayları algılamaya başlıyorsunuz. Belli bir süre sonra o insanları kabul etmeye başlayıp teslim oluyorsunuz. Ve işte ondan sonra her şey kolaylaşıyor. İşte o noktaya gelebilmek ve devam edebilmek çok önemli.
Peki Türkiye’ye geri döndüğünüz de sihir bir anda bozuldu mu?
Aslında tam tersi. Hani çay demlenir ya, işte beyninizde yavaş yavaş demlenmeye başlıyor. Siz ister istemez oradan farkında olmadan aldığınız şeyleri burada yavaş yavaş kafanızdan geçirmeye başlıyorsunuz. Orada bunları düşünmeye zamanınız olmuyor. Orada daha çok ben bu serüveni bitirmeliyim ve hedefime ulaşmalıyım amacındaydım.
Benim için inanılmaz bir deneyimdi. Binlerce kitap okusaydım bile bu deneyimde öğrendiklerimle mukayese edilemezdi. Hayatta her evre insana bir şeyler öğretir. Öğrendiğiniz her şey ileride bir yapbozun parçası olacaktır. Hindistan’a gidip öğrenmem gerekenler şeyler varmış. İnsanlara gidin, gezin ve hayatta istediğiniz şeyleri mutlaka yerine getirin diye bloğumda defalarca dile getirdim. İnsanların da benden ilham aldığını düşünüyorum ve bu beni tabii ki mutlu ediyor.
Buraya geri dönerken bir daha Hindistan’a asla gitmem diye düşünüyordum ama sanırım Ocak ayında yine gideceğim.
Fotoğrafladığınız kişileri neye göre belirlediniz? Poz verdirip nasıl durmaları gerektiğini mi söylediniz?
İlk Hindistan’a girdiğimde kimin fotoğrafını çektiysem gelip benden para istedi. Bende ne parası alt tarafı bir fotoğraf mantığı ile yaklaştım. Ama bir süre sonra baktım ki sıkıntı olmaya başladı. İki hafta sonra öğrendim. Çekmek istediğim yüzlere karar verip her çektiğim fotoğrafın parasını da verdim.
Belli bir tema seçtiniz mi yoksa günlük halleri ile mi çektiniz?
Tümü ile günlük halleri. Ben zaten temalı fotoğrafları sevmiyorum Günlük yaşantılarından kareler almayı tercih ettim. Sergimde de çok fazla yüz göreceksiniz çünkü insanın hikayesini yüzünden okuyabilirsiniz.
Fotoğrafını çekip de etkilendiğiniz biri oldu mu?
Afişte resmini kullandığım kişi. Ganj Nehrine bakarak sigarasını içiyordu. Olduğu gibi hiçbir düzeltme yapmadan resmini çektim. Para filan da istemedi, değişik biriydi.
Şansıma güvenirim ve doğru zamanda doğru yerde olduğumu düşünürüm. On iki yılda bir yapılan tüm bilge adamların toplandığı bir zamana denk geldim. Elli beş gün ibadet ediyorlar. Yaklaşık elli milyon kişi vardı. Dünyanın en büyük insan buluşmasıydı orada çok farklı insanlar vardı.
Oradan güzel fotoğraflar çıkmıştır
Maalesef orada makinamı çıkartamadım. Zaten sürekli neden sen buradasın gibi bakıyorlardı.
Çekimler sırasında epey ilginç anlar yaşamışsınızdır. Aklınızda kalan bir olay oldu mu?
Bir keresinde hakim bir noktadan ölü yakma törenini elimde kamera ile gizli gizli çekiyordum ki beni yakaladılar . “Sen bizim kültürümüzle dalga mı geçiyorsun? Ölülerin karmalarını bozuyorsun” gibi laflar etmeye başladılar. Adamların para koparmak istediğinin farkındasın ama yine de korkuyorsun. “Şurada cesetler var onların kimseleri yok. Hadi onlara bağış yap” diyerek pazarlık yaptılar. Sonunda beni kutsadılar, parayı alıp beni gönderdiler. Korkutucu ortamlar tabii. Bana sekiz liraya mal olan bu olayda hayatta hiç olmadığım kadar çaresiz hissettim kendimi ve alacağım en büyük hayat dersini aldım.
Bilge Hintliler ile tanıştınız mı?
Maalesef çünkü her şey paraya dönmüş. Bilge dediğiniz adamlar beni etkilesin istiyorsunuz ama o sizden para istiyor. Ben ne yazık ki görmek istediğim huzuru o insanlarda göremedim. Budistler hariç. Budistler mükemmel. İçlerinde kötülük, para hırsı filan yok. Aradıkları sadece iç huzur. Onu da bulmuşlar.

davetiye

Tarık GÖK +7000 NEPAL – HİNDİSTAN FOTOĞRAF SERGİSİ VE PANEL (Photography Exhibition)

Himalayalar’dan kopan bir taşın 7000 km’lik öyküsü.

Ve işte sonunda serüvenimi sizler ile paylaşıcağım gün deliyor. Hepinizi 4 Ekim 2013 saat 18:30 da sergi ve panel kokteylime davet ediyorum. Sevgiler…

Neden? Bir düş, bir hayaldi çok uzaklara gitmek. İçimdeki seslerle başladı yolculuğum. Git git diyordu!! Bir nedeni olmalıydı tüm bunların; beni Hindistana çağıran içimdeki o sesin, o duygunun. Aramalı ve bulmalıydım. Görmeli, duymalı, hissetmeli ve yaşamın içine akmalıydım.

Çok uzaklarda dünyanın zirvesinde fotoğraflar çekmeli, kendimle baş başa kaldığım uzak topraklarda içimdeki git sesinin nedenini bulmalıydım. Güçlüğü, zorluğu ve bilinmezliği bol bir serüvendi bu…

Yaşadığım herşey ileride hayatımın içindeki yerini bulacak ve bana kattıklarıyla yeniden yapılanacaktım.

Ve benim serüvenim başladı…

Nasıl? Nasıl?? Kendimi bu serüvenin içerisinde düşündükçe heyecanım artıyordu. Kendime Hindistana vize almışken buldum. Kathmandu bileti elimdeyken artık yolculuğum başlamıştı. Benim için mükkemmel bir deneyim olacağına emindim. Zorlukları gözümü korkutmuyor değildi. Göze almalı ve bu zorlukların içindeki güzelikleri keşfetmeliydim…İnternetten tanıştığım dört yol arkadaşımla 9 Aralık 2012 de Kathmandu’da buluştuk..Hepimiz çok heycanlı ve endişeliydik. Konuştukça detayları netleştirdikçe birbirimize alıştık ve yol arkdaşlığımızın iyi olacağı hissiyle dolduk..10 ARALIK 2012 de sabahın ilk ışıklarıyla JIRİ ‘YE doğru yola çıktık..yol boyunca her rengi her açıyı ruhuma va fotograflarıma kaydetmek telaşı içindeydim. Yüzlerce kare fotoğraf, pek çok renk hepsi dans ediyordu gözlerimde ve ruhumda. Çoğu zaman yürüyerek, trenle, otobüs ve kısa mesafeli vapur ile gezdim bütün ülkeyi. Uzun yürüyüslerin sonunda yol arkadaşlarım ve ben Everest’e vardık. 14 gün sürdü yolculuğumuz. Uzun ve yorucu iklim koşulları zorladı hepimizi. Çok zor ama bir o kadar keyifli yolculukta soğuk rüzgarlar yüzüme vurup içime işlerken içimdeki ses işte bu… Yaşamının hayallerinin zirvesindesin diyordu.
Bir son…
Bir başlangıç gibi…
Gün ve gece gibi…
Sıcak ve soğuk,
Yaşam ve ölüm gibi………..
Ruhumun derinliklerindeki sırrı bulmak için çıtığım bu yolda; en zirvede Everets’te 5600 metredeydim. 21 gün boyunca 7000 kilometrenin hikayesini oluşturuyordum. Benim hikayem di bu.

Yollar boyunca insanlar gördüm, yüzünde acıyı barındıran; sevgiyi kucaklayan ve sefaletin içerisinde yaşam savaşı veren. Neşeli çocuklar gördüm yokluk ve sefaletle yoğurulmuş bilinmeze doğru bakan gözlerinin içinde mutluluğa ışık yakan. Yaşamlar akıyordu zamanın içinde.
Kahtmandu’ya indikten sonra 1 hafta dinlenip, Pokhara bölgesinde yol arkadaşlarımdan ayrıldım. Hindistan sınırından geçip Varanisi’ye tek başıma yol katederek yolcculuğuma devam ettim.
Ulaşmam gereken bir hedefim daha vardı. Kanyakumari ye ulaşmak 3 okyanusun birleştiği noktaya Himalayalardan aldığım bir taşı sonsuzluğa bir parçamı yollar gibi atmak…
Sonsuzluk kucaklıyordu okyanusları, ruhumu ve hayellerimi.
Yol boyunca gözüm şenlikteydi sanki renkler cümbüş şeklinde yol alıyordu. Uçurumlar vardı gördüğüm her yaşamda, her insanda ve her renkte. Eksiksiz aktarmak istedim tüm bu gördüklerimi ve yaşadıklarımı.
Uzak bir coğrafyada bilmediğim yaşamların içine uzanı vermiştim soluksuz.
Renk cümbüşü, duygu fırtınaları, dans eden görüntüler ve festival gibi bir yolculuk yapmıştım. İçim içime sığmıyordu. Tüm dostlarıma, arkadaşlarıma beni tanıyan tanımayan herkese anlatmalı, göstermeliyim. Serüven bitmişti ama burda kalmamalıydı. Karar verdim paylaşmalıydım.
Ulaştığım her yerin ayak izleri olmalı.
Takip etmeli her bakan göz bu izleri.
Gittiğim yerlerin kokuları olmalı solunan havada.
Işık oyunları yapmalı görüntüler.
Loş ışıkta yanan mumlar eşlik etmeli her renge, her görüntüye.
Büyük fotoğraflar içine çekmeli seyredeni.
Küçük fotoğraflar gizlenmeli ışıkların ardına.
Uçurumlar yaşamalı, seyreden her ruh fotoğraflarımda.
Anlatmalıyım tüm yolculuk hikayemi.
Göz göze gelmeli dinliyenlerle, doya doya konuşmalıyım.
Hint Kurması sarmalı beni tek bir ışık altında.
Uzak yollarda başıma gelenler, gördüklerim , aldığım tatlar sorulmalı merakla.
İçkiler yudumlanmalı aynı masada sohpet eder gibi.
Uzak Hint müziği ruha işlemeli, herkesi içine çekmeli.
Ben konuşurken tek ışık altında arkamdan fotoğraflar geçmeli beni ve hikayemi anlatan.
Dost sohpetleri gibi olmalı biraz ordan, biraz burdan……..
*Hissetmeli
*Yaşamalı
*Sevmeli

Adres: 1476 sok. no.2/6GB Aksoy Residence 35220
Alsancak (Kıbrıs Şehitleri caddesi sonu)
Bilgi için 0532 661 03 81

Ayfer & Alper Düğün

Almaya’ya gidip kuzenimin düğünü için onlara hediye ettiğim film:)

Umarım beğenirsiniz..

Sevgiler

Motorcycle ride in Germany…

We are riding a bike at beautiful Germany (Schwarzwald).

This is my uncle…

Peace….

Ünilig Tanıtım Filmi

Arkadaşlar , yeni bitirdiğim üniversiteler ligi tanıtım filmimi paylaşmak istedim.

Yorumlarınız için teşekkür ederim:)

Bir taş da benim için…….

Hani gezimin taa başında size ilk postamı atmıştım hatırlıyormusunuz? Hani Sharjah havaalanından yazmıştım. İşte ben yine ordayım:) Size ilk postamı attığım yer son postamı attığım yer olmıyacak! Ben size yamaya devam edeceğim:) Buraya 4 ay önce geldiğimde bambaşka bir insandım. Hatta çok iyi hatırlıyorum havaalanını kötüleyip durdum. Ama şuan o kadar sakin ve rahatım ki:) Hiçbirşey gözüme batmıyor. Aslında o kadar kötü değilmiş. Yada benim bakış açılarım mı değişti:) Sizce ne? Ben aslında biliyorum neyin degiştiğini:) Burda 4 ay sonra aynı yerde olmak garip bir duygu. Bir serüvene çıkarken gelmem gereken ilk durak Sharjah havaalanı:) Şimdi ise evime gideriken gelmem gereken yine bir durak Sharjah havaalanı:)  Sanki beni bir kapıdan içeri sokup bir maceraya attılar ve ben o kapıdan geri çıkıyor gibiyim:) Garip:)

Burda 9 saat bekliyeceğim.5 i geçti 4 ü kaldı. Hindistan’dan ayrılmak gerçekten benim için garip bir his. Benimsemişim ben biraz orayı sanırsam. Dündüğüme çok mutluyum ama dokunsalar ağlıyabilirim:) Sanki bir parçam orda kaldı. Ama ben zaten çok şeyi orda bıraktım zaten. Yerine zenginlik aldım. Evet artık ben çok zenginim. Hani zenginsindir herşeyi satın alabilirsin ya… Ben artık zenginim ve herşeyi düşünebilirim…

Ben artık zenginim ama beş param yok! Ben artıkzenginim çünkü mutluyum! Ben artık zenginim çünkü özgürüm! Daha ne istiyebilirim ki? Buraya nasıl döneceğim konusunda inanın hiçbir fikrim yoktu. Şöyle düşününce o kadar boş gitmişim ki. Orada ne ile karşılaşıcağım konusunda hiçbir fikrim yoktu. Anlatamam da yaşadıklarımı duyguları. Ama kısaca özetliyebilirim gibi. En azından deniyeyim:)   Hindistan’a gelme amacımda zaten hep vardı ve söylerdim. Ben beynimi beslemeye gidiyorum diye. Beyin beslemek nasıl birşey olucaktıysa? :) Birsüre sonra yanıbaşımda bir ayna belirdi. Kendimi tümüyle görebildiğim bir ayna. Ve sürekli benimle beraber herzaman benim yanımda yaptığım herşeyi bana gösterip aslında bana beni öğretiyordu En başında hoşuma gitmedi. Çünkü bence kendimi seven ve hareketlerimi beğenen biriydim. Ama gördüm ki kendimde sevmediğim ve göremediğim o kadar çok şey varmış ki. Bunlar  sakın yanlış anlamayın derin şeyler değil. Sadece size anlatmaya çalışıyorum burda neler olduğunu. Herneyse kendi içinin derinliklerine iniyorsun. Aslında hep kaçtığın o kendin karşına çıkıyor. Ve yüzleşmek zorunda kalıyorsun. Birçok bu tür serüveni yapan insan ile de bu konuyu konuştum ve herkes aynı tecrübeyi yaşadığını söylüyor. Yapayalnızsın ve karşında bir olay oluyor yada biri seni takip ediyor. Korkuyorsun ve ne yapman gerektiğini bilmiyorsun. İşte o an yaptıkların aslında saf sensin. Ve bence bu seyahat seni daha çok sen yapıyor. Bilmiyorum anlatabildim mi çünkü ben bile birşey anlamadım :))))))

Neyse bu konuyu çok fazla uzatmıyayım.

Bu sabah 05:30 da kalktım ve taksi ile havaalanına gidip uçağıma bindim. 200 kişilik uçaktaki tek yabancı bendim:) Ben nedense bindgiğim tren,otobüs ve uçaklardaki tek yabancı ben oluyorum :) Komik oluyor.

Akşama İstanbul’dayım ve Türk yemeklerini çok özledim. İlk firsat’da bir yarım ekmek döner yiyeceğim:) Köri köri nereye kadar arkadaş:) İçim dışım masala ve köri oldu:) Biraz da heyecan var. Ufak bir şok yaşıyacağım zannedersem. Bide şimdi İstanbul’un o deli yoğunluğu şimdi beni bir şoka itebilecek. Bakalım görecegiz. İzmir’e döndükten sonra sizlere bir birkaç posta daha atıcağım bu serüvenim ile ilğili. Ve hatta yazmadıklarım ve meraklanmayın diye paylaşmadığım şeyleri paylaşıcağım. Geçirdiğim tehlikeler v.s :) Ama önce evime girip önce bir huzuruma erişeyim. Düşünsenize 4 aydır yatmadığım yer,tahta,kumsal,hamak,sandalye,masa kalmadı :))))

Yatağımı özledimm:)

Uzun lafın kısası. Bu serüvenim tek kelime ile muhteşemmmmmmmmmmdiiiiiiiiiiii. O kadar gurur duyuyorum ki kendimle inanamassınız. O kadar yol en başta hayaldi. Yapıcam diye yola çıktım ama tabiki içimden korkularım da vardı. Ya başıma birşeyler gelseydi falan diye. Ama riski göze almassan oturduğun yerden başka biryere kıpırdıyamassın. O yüzden ben olucaksada olsun diye çıktım yola ve tanrıya şükürler olsun herşey yolunda gitti. Size de söylüyorum , lütfen en kısa zamanda hayallerinizin peşinden koşturun daha geç olmadan. Unutmayın hayat kısa ve bir defa yaşanıyor. Bu hayat sizin ve istediğin gibi yaşarsın. O şunu demiş bu bunu demiş geçelim! Bu hayat benim ve istediğim gibi yaşarım. Çünkü Özgürüm!!! Sende özgürsün , oda özgür! Sadece sistem seni kandırıyor!

Muhtemelen bu postayı İstanbul’dan yayınlıyacağım. Çünkü burda hala internet yok :) Şikayet etmiyorum söylüyorum :p

Yakında görüşmek üzere.

Sevgi ile kalın.

  • IMG_1272
  • IMG_1342
  • IMG_1371
  • IMG_1499
  • IMG_1577
  • IMG_1632
  • IMGs_1371
  • Screen Shot 2013-04-02 at 3.30.41 PM

Varkala – Kanyakumari – Kovalam

En son Hugging mother aşramından çıkıp 3 saat ile tekne ile Kollam’a varıp orda bir gece konaklıyayıp ertesi sabah Hindistan’ın en güney ucu olan Kanyakumari’ye gidip 4 ay süren yolculuğumun sonunda atmam gereken taşı denize atmaya gidecektim ki bir baktım Varkala sahilinde 3 gece konaklamışım:) Kollam’da bir gece bile kalmıyayıp ilk otobüs ile Varkala’ya geçtim. Varkala bayağı bir turistik bir sahil olmasına rağmen sezon sonu olması nedeniyle sessiz ve sakindi. Yani benim hoşuma gitti. Biraz daha zamanım da vardı bende biraz takılayım dedim. 3. gecenin sabahı süpriz bir şekilde Kanyakumari’ye tren bileti bulup yönümü güneye doğru verdim. Biliyorsunuz Kanyakumari benim için özel biryer. Nepalin en kuzeyi Everest’den başladığım serüvenimi, Hindistan’ın en güneyi olan Kanyakumari’de sonlandırmak benim için bir hedef idi. 7000 km’ye yakın yol katedip Kanyakumariye ulaşıp denize bir taş atmak……….

Tren’de ilerleriken inanın kanyakumari’ye kadar tüylerim diken diken idi. Şuan bunları yazar iken bile tüylerim diken diken. O denizi gördüğümde işte Everest’e ulaştığımda yaşadığım hisleri tekrardan yaşadım. Kanyakumari’ye ulaşmak benim için Everest’e ulaşmak kadar önemli idi. Aynı duyguları da hisettim! Bütün yolculuğum önümden filim şeridi gibi geçiyordu. Gözlerim doldu ve hüngür hüngür ağlamak istedim ama tuttum kendimi. Bir serüven yaşamıştım. 7000 km’ye yakın bir yol. Hemen hemen 120 gündür yollardaydım. Nerde yattığım nerde kalktığım belli değil , Ertesi gün hangi yöne doğru gideceğimi bilmeden yavaş yavaş hedefe yaklaşmak. Ve sonunda işte ordaydım. Taş topladım. Çok heyecanlıydım. Denize o taşı atana kadar bu serüven bitmiyecekti. Taşı Kanyakumari’ye vardığım gün atmadım. Önce biraz ortamı sindirmek istedim. Ertesi gün olduğunda sabah güneş doğmadan uyanmıştım. Hemen kendimi dışarı atıp o doğucak güneşi izlemeliydim. Çünkü benim için doğucaktı o güneş. Onu selamlamadan güne başlıyabilirmiydim? Hayır başlıyamazdım tabikide. Hayatımın en güzel güneşi karşımdan doğuyordu. Duygularım mı ? Anlatamam………..!

Sonra sıra taş toplamaya geldi. Ben heyecan ile taşları seçeriken biryandan taşı atıcağım noktayı bulmaya çalışıyordum. Taş’lar hazır idi. Yerimi aldım ve atıcağım ilk taş benim içindi. O taşı attığımda ne olucaktı? İnanın bende bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki o taş ile birlikte birçok şey o denize gidecekti. Veeeeeeeeee o taşı attım:)  Bütün yolculuğumdaki acı,tatlı,sevgi,nefret herşey o an benimle idi. Ve herşey uçup o taş ile birlikte gitti. Bir serüven orda noktalanmış oldu. Ama aslında daha önemli olan neydi biliyormusunuz? Asıl bundan sonra evime dönerek bambaşka bir serüvenimin başlaması. Herşey bence bundan sonra başlıyacak. Nasıl ve ne yönde bilmiyorum. Bendeki degişimi henüz göremiyorum. Bunu en kısa zamanda evime ulaştıkdan sonra zaman içerisinde göreceğim ve göreceksiniz. Ama sadece öyle bir his varkı içimde, bundan sonraki herşeyin o kadar farklı olacağı ve açıların zaten degiştiğidir. Yazmaya devam ediceğim. Burdan sizlere birşekilde anlatmaya çalışacagım:) Bu arada sakallarımıda kesip o denize bıraktım:) Yarın sabah 08:45 de uçağım İstanbul’a hareket ediyor. 3 gece İstanbul’da kalmayı düşünüyorum. Beni görmek istiyen İstanbul’daki dostlarımla uygun bir mekanda buluşmayı düşünüyorum haberiniz olsun :)

Şuan Kovalam sahilindeyim. Buraya dün geldim. Yarın sabah yola çıkıyorum. Burası çok güzel ama evimi çoooooook özledim. İzmir’imi çoook özledim. Burada herşey güzel ama evim evim güzel evim :) Geliyorum. Hayatımın yolculuğunu yaptım geliyorum. Çok güzel geliyorum , çok dolu geliyorum. Birsürü fotoğtaf birsürü hikaye ile geliyorum. Nerden ve nasıl başlıycam bilemiyorum. Karşınıza gelip susabilirim bile:) Sadece bir gülücük ,yetmezmi? Bence bazen yeter. Anladın sen :)

9 saat Dubai havalanında bir bekleyiş sürem var:) Pek sevmiyorum o havaalanını ama artık koşede biryerde yere uzanabilirim bu gezimden sonra ;)

 

 

Sevgi ile!!!

Tarık

  • IMG_0847
  • IMG_0918
  • IMG_1032
  • IMG_1078
  • IMG_1141
  • IMG_1171
  • IMG_0627
  • IMG_0668
  • IMG_0777
  • IMG_0782
  • IMG_0798

Fort Kochi – Munnar – Allepey

Geçen seferki yazımda Fort Kochi hakkında çok şey yazamamıştım. Hazır 5 saatlik bir tekne yolculuğu yapıyor iken bende hemen sizlere birşeyler yazayım dedim. Fort Kochi çok güzeldi ama maalesef 2 gece kalmak zorunda kaldım. Çünkü çok sıcak ve zamanın yavaş yavaş daraldığı için hareket etmek daha işime geldi. Kochi halen Portekiz somürgesi izlerini taşıyor. Muhteşem kiliseler ve mimari. Yaşıyanların büyük çoğunluğu Hiristiyan ama bir o kadar da Müslüman’lar var.  Herkez kuzu kuzu yaşayıp  hayatlarını güzel bir şekilde sürdürüyor. Güney’e indikçe insanlar bir daha bakımlı ve zengin görünüyor. Bir o kadar da sıcaklar. Kuzey’deki gibi kimse seni kazıklamaya çalışmıyor:) Daha rahat ve huzurlu. Ama bence yine söylüyorum Kuzey muhteşem idi! Güney sahilleri birbirinin aynısı ve hava çok sıcak. Vıcık vıcık kalıyorsun. Gezilecek yerleri görmek için kendini sokağa attığında gölge arıyorsun kendini güneş’den koruyacak:)

2 gece Kochi’de kaldıktan sonra istikamet Munnar’ı gösterdi. Munnar, güney Hindistan’ın en yüksek bölgesi. Muhtemelen daha serin olucaktı ve rahat bir uyku çekebilecektim:) 5 saat süren otobüs yolculuğundan sonra inanılmaz Munnar’a vardım. Munnar serin değil resmen soğukdu. Hatta ilk gece sabaha karşı uyanıp çantamdan -5 korumalı uyku tulumumu çıkarıp onunla uyumak zorunda kaldım. Şikayet eden varmıydı? Hayır gayetde memnun idim. Munnar Hindistan’ın bütün çay ihtiyacını gideriyor. Heryer uçsuz bucaksız çay bahçeleri ile dolu. Bir ara hatta dolanırken kendimi Alice harikalar diyarında zanettim:) İnanılmaz güzel idi. yükseklik 2000 metre civarlarında ve heryer yemyeşil. Ama ben yine 2 gece kaldıktan sonra hareket etmeye karar verdim ve Allepey’e geçmeye karar verdim. Önce 5 saat ötöbüs ile Kottoyom’a vardım ve ordan tekne ile 3 saat süren bir yolculuk ile Allepey’e varıcaktım ama Kottoyom’da sular çekilmişti ve tekne olması gereken limancıka giremiyordu. Bana söyledikleri 10 km uzakta biryerden tekneyi yakalıyabilirim ve karşıya geçebilirim. Bende hemen bir taksi tutup 2. limacıka doğru yola koyuldum. Daracık ve arka sokaklardan gideriken ya biz nereye gidiyoruzu hiç aklımdan çıkarmadım. Ne ile karşılaşıcağımı bilmediğim için hadi bakalım çıkıcaz biryerden dedim:) Birsüre sonra uzun bir kanal kenarından ilerlemeye başladık. Uzakta bir tekne vardı hareket etmiş ve ilerliyordu. Ben ise böm böm etrafı izleriken birden bizim şöför hızlanmaya başladı ve korna çalıyordu tekneye. Ben ise, hayır düşündüğüm şey olmıyacak diimi diye bakıyordum:) Tekne karşılık verdi ve oda korna çalmaya başladı:) Ben kala kaldım:) Tekneyi taksi ile geçmiştik bile. Tekne durdu ve kenara yanaştı. Ben ise çantalarımı alıp tekneye bindim ve tekne ile devam:) Muhteşem idi inanamassınız:) Ben gülmekden kendimi alamıyordum ve teknenin içindeki herkes bana gülümsüyordu:) Hahahaha  tekne  benim için kenara çekti ve beni içeri aldı:) Süperrrrr

3 saat süren tekne yolculuğundan sonra Allepey’e varmııştık. Allepey Kerala bölgesinin arka suları dedikleri yer. Heryer kanal ve yataklı tekneler ile 3-5 gün kanallarda konaklayıp bütün heryeri geziyorsunuz. Benim bunun için ne zamanım neden param var:) Ben aynı geziyi 10 rupi verip 3 saat Hintliler ile aynı teknede dolaşarak yaptım:) Allepey de süper bir guesthouse’da kaldım. Çok fazla etrafı dolaşmadım çünkü sicak ve kanallar hariç görülecek fazlada birşey yok. Sonra birden öğrendim ki yakınlarda bir meşhur aşram varmış. Hatta Allepey’den 5 saat süren tekne ile ulaşım bile var. Bende o kadar istiyordum ki bir aşramda biraz konaklıyayım, yoga ve meditasyon yapayım diye.

Bu bölüme kadar tekneden yazmıştım.  Şuan aşramdaki 2. günüm:) Aşramı görünce gözlerime inanamadım.14 er katlı 2 dev bina ve yanlarında yüzlerce konaklıyacak evler. 2000 kişi yaşıyor. Sanki 5 yıldızlı bir otel havasını uyandırdı bende. Haydi dedim içeride belki farklıdır herşey ama bira hayal kırıklılığına uğradım zannedersem. Gerçekten yapılanlar ve felseve çok süper ama heryere olduğu gibi burayada biraz da olsa ticaret bulaşmış. Ve içeride kendiden geçmiş ışığı bulduğunu zanneden batılılar. Işığı bulmalarına bir sözüm yok hatta ne mutlu onlara. Ama o buldukları ışık zaten kendi içlerinde. Bu aşramda aslında onlara araç olmuş. Mesela aşramın başı herkese sarılan bir kadın. Ne güzel birşey herkese kollarını açmış muhteşem bir insan bence. Ama bence bir batılı olarak buraya gelip ışığın bu olduğunu ve kendinden geçip biraz yükseklerde uçmalarını anlıyamadım. Yani gel alıcağını al ,huzurunu bul ve git ait olduğun kişiliğini yaşa. Ve sakın kimse yanlış anlamasın. Demek istediğim yine birtakım batılıların buraya gelip yine bir sistem kurmalarından bahsediyorum Amma anne bence dünyanın en güzel kalbine sahip. Yaptığı şeyler inanılmaz. Ama aşramının içinde yaşıyan insanlarda ki bunda genelde batılılardan bahsediyorum derin bir ego savaşı var ne yazıkki. Evet bu düşüncelere 2 günde sahip oldum ama bu 2 gün boyunca birçok kişi ile konuştum ve gözlemledim. Herşeye rağmen burda olmak güzel. Birşeyler öğrenmek birşeyler paylaşmak benim için en güzeli. Bu arada sabah 20-30 tane paket taşıdım:) Burası aşram burda biraz gönüllü çalışman gerekiyor:)

Yarın yola çıkıyorum tekrardan. Yolculuğum Kollam tarafına olucak.  3 saat tekne ile gideceğim. Kollam’da 1 gece konakladıktan sonra istikamet Hindistan’ın en güney ucu olucak. Sonunda hedefime ulaşmama birkaç gün kaldı :)

Ordan geri dönüp Trivandum’dan ayın 3 ünde Türkiye’ye geri uçuyorum. Seyahat bitmek üzere geri gönüyorum arkadaşlar:)

Sizlere burdan sevgilerimi iletiyorum. Yakında görüşmek üzere:)

 

Fotoğraflar yine ucundan biraz:)

 

Tarık GÖK

  • IMG_0047
  • IMG_0200
  • IMG_0221
  • IMG_0240
  • IMG_0278
  • IMG_0338
  • IMG_0351
  • IMG_0367
  • IMG_0555
  • IMG_9822
  • IMG_9851
  • IMG_9895
  • IMG_9917
  • IMG_9948

Gokarna – Udupi

Selamlar  herkese:) Evet bayağı oldu  yazamadım herkesten öncelikle özür diliyorum. Bir rehavet çöktü ki anlatamam:) Hampi’den ayrıldım ve gece otobüsü ile Gokarna’ya geldim. Otobüs bugüne kadar bindiğim en turistik otobüs idi. Bir tane bile koltuğu olmıyan ve heryeri yatak olan bir otobüs. Ysni isteseniz bile oturamıyorsunuz usulca uzanma moduna geçiyorsunuz:) Ama bir uyanışım vardı ki anlatamam size. Zannedersem burnumun tavana değmesine 10 cm kaldı. Benim yatak en arkada idi ve en ufak bir sarsinti x10 şiddetinde hissediliyordu. Zannedersem şöför hayatının çukuruna girmişti:) Resmen uçtuğumu hatırlıyorum:) Ve sonra yatağa düştüm. Düşünün yatağa düşmeme rağmen sırtım acıdı. Önlerden ah,uh diye sesler geliyordu turistlerden:) Neyse sorun yok , burası Hindistan ve bütün herşeyi kabullendim ben:) Gokarna’ya sabah 4′de vardım. E haliyle ve tahmin ettiğim gibi 1 tane kalıcak yer bulamadım. Ya resepsiyon uyuyordu yada Shivaratri festivali dolayısıyla yer yoktu. Ben hemen çevik bir hareket ile B planını uygulayıp hemen tuk tuka atlayıp Om Beach e sür dedim.Om Beach’e vardım ve sahile indim. Ama heryer karanlık ve açık hostel yok idi. Birkaç mekanı uyandırdım ama yer yoktu. Yorgunluktan artık kumsala oturup uyumak istedim. Nitekim de öyle yaptım. Sırtımı bir kayaya verdim ve kuma oturup 2 saat uyumuşum. Uyandığımda güneş doğmuştu. Bir baktım ki önümden inek sürüsü geçmiş :) Ayak izleri hala duruyordu. O kadar yakındıkiler nasıl uyanmadım hayret :) Herneyse karşıdan bir kız yürüyordu ve hemen ona sorayım dedim kalıcak yer konusunu. Biraz ingilizce konuştukdan sonra onun Türk olduğunu anladım :) Türk müsün dedim evet dedi:)  Yani sonradan konuştuğumuzda , ben hiç erken kalkmazdım ama o sabah erken kalkıp yuruyesim geldi ve sen ile  karşılaştım dedi:) Beni bulup odama yerleştirmesi gerekiyormuş:) Neyseki artık kalıcak yerim vardı. Om beach’de 1 hafta kaldım ve bence mükemmel idi. Kumsal’da herkes kafasına göre takılıyor ve paket turist yok herşey doğal ve normal. Akşamları 1 ateş yanıyor ve herkes etrafında oturup müzik dinliyor ve birasından yudumluyor. Herşey güzel:)

Shivaratri festivali başladı Gokarna’da. Om beach Gokarna Merkezine 40 dakika yürüyüş mesafesinde idi. Ama ne yürüyüş. Sırılsıklam kalıyorsun terden.Konu açılmışken buralar o kadar sıcak ki anlatamam. Heryer rutubet:( Herneyse Shivaratri festivaline güleyim mi ağliyayım mı bilemedim :) Bence muhteşem idi.  25 metre uzunluğundaki devası tekerlekleri onal bir (nasıl anlatıcağımı bilemiyorum fotoğraflara bakınız:) arabacık’ı 200 kişi halatlar ile çekiyor. Ki çekenler arasında bende varım:) Ve biryandan herkes alete muz atıyor:) Ki muz atanlar arasında bende varım :)) İnanılmaz  idi. Keşke her dini bayram bu kadar eğlenceli olsa. Güzel bir hafta geçirdim Gokarna’da. Bence gidilmesi gereken biryer.

Hareket vakti gelmişti. Ve birsonraki durak neresiydi bilmiyordum. Neyseki kararımı Udupi’ye doğru yol almaya karar vererek yola çıktım. Tren bileti bulamadığımdan 2 otobüs değiştirerek udupi’ye vardım. Otelime yerleştim ve dışarı attım kendimi. Udupi Krishna Tapınağı ile çok ünlü. Muhteşem bir tanipnak gorseli ile birlikte tarihini korumaya devam ediyor.

Shivaratri festivali Udupi’de devam ediyordu. Bu benim için güzel bir süpriz oldu. Gokarna’daki aynı 25 metrelik araç orda da vardı ve yine halat ile çekiyorlardı. Bu sefer karışmadım aralarına. Bırak bensiz çeksinler dedim :) İyi demişim diimi:)  En azından doğru zamanda doğru yerdeydim :) Bu yazımda çok gülücük koyduğumu farkettim , hemen belirteyim 2 bira içtim :)

Udupi’de 1 gece kaldıktan sonra bu sefer sefer Kochi Fort tarafına idi. Bide tren bileti alabildim. Göztepe-Karşıyaka maçını Udupi tren istasyonunda karanlık bir köşeye çekilerek 3G ile izliyebildikten sonra trenime bindim ve 11 saat sonra Kochi Fort’a vardım. Bu arada Göztepe’mi de burdan tebrik ederim. Tabik birde dostluk kazansın bence! Hemen konuma geri döneyim:) Kochi Fort güzel bir adacık. Portekiz sömürgesinin izlerini hala taşıyor. Etraf kilise dolu. Hollanda mezarlığı bile var. Çok şey gelip geçirmiş. Ama 3 gece yeticek gibi:) Bu gece son gecem. Yarın Munnar’a geciyorum. 5 saat otobüs. Munnar, Kerala’nın en yüksek dağlarına  sahip ve inanılmaz çay tarlaları. Yani anlıyacağınız hava bir 10 derece düşecek, ki 4 gözle bekliyorum:) Mükemmel bir doğa ve tepecikler. Çok merak ediyorum ve yarın ordayım.

Evet işte Hampi’den sonrası böyle idi. Bana gelince:) Ben çok iyiyim. Uçak biletimi aldım ve ayın 3 ünde İstanbul’a uçuyorum. 10 gün sonra planlarıma göre Hindistan’ın en güney ucu olan ve 3 okyanusun birleştiği kasaba’ya ulaşıcağım. Biliyorsunuz gezimin son durağı olucak burası ve Hindistan’ın en ucuna taş atıcam:) Bütün istediğim bu değilmiydi taş atmak :)

Bir taş da size sakladım :) taşın üstüne isimlerini yazdırtmak istiyenler isimlerini yorum olarak buraya  yazsınlar. Gerçekten yazıcam tek tek isminizi ve taşı atıcam. Bekliyorum:)

Ben yazmayı keseyim şimdi.

Bu arada inanın o kadar paylaşmak istiyorum ki her fotoğrafı ama işte paylaşabildiklerim bu kadar. O kadar çoklarki ne benim zamanım yeter nede sergiye birşey kalmaz. Bunlarla idare ederiz diimi?

 

Sizleri seven

 

 

Tarık GÖK

 

Pushkar Live 2013 Blue Lotus Festival

Pushkar’da sokakta kayıt ettiğim mükemmel Hindistan sokak melodisi:)

  • IMG_9225
  • IMG_9258
  • IMG_9285
  • IMG_9289
  • IMG_9294
  • IMG_9295
  • IMG_9297
  • IMG_9322
  • IMG_9323
  • IMG_9332
  • IMG_9346
  • IMG_9357
  • IMG_9358
  • IMG_9362
  • IMG_9365
  • IMG_9376
  • IMG_9398
  • IMG_9575
  • IMG_9576
  • IMG_9589
  • IMG_9602
  • IMG_9648
  • IMG_9714
  • IMG_9795
  • IMG_9811
  • IMG_9817
  • IMG_9834
  • IMG_9842
  • IMG_9861
  • IMG_9874
  • IMG_9889
  • IMG_9924
  • IMG_9976
  • IMG_9994
  • IMG_0058
  • IMG_9738
  • IMG_9468

Hampi

Goa – Palolem’den Hampi’ye doğru yola çıktım ve bir baktım ki trene bineceğim merkezde otel fiyatları çok yuksek. Hemen ordan en yakın plaja gidip daha ucuz bir yer baktım ve maalesef bulamadım. Sonunda kumsala çok yakın biryerde en uygun yerde 1 gece konaklayıp bineceğim trene ulaştım. Yolculuğum önce Hospet ve ordan otobüs ile Hampi olucaktı. Hospet’e 8 saat sonra vardık. Trenin içi 8 saat boyunca durmadı:) Her dakika birileri bişeyler satmaya çalışıyor. Ardından dilenciler yerlerde sürünerek para istiyorlar senden. Arkasından gözlerime inanamadım travestiler bastı treni:) Ellerini çırpıp para istiyorlardı herkesden. Neyseki bize dokunmadılar. Sonrasında sordum neden herkes para veriyor tereddüt etmeden diye? Dediler ki eğer vermessek bize oralarını buralarını gösteriyorlar ve bizde bunu yapmasınlar diye 10 rupi verip gönderiyoruz dediler:) Çok komik di ya görmeliydiniz. Zannedersem bütün yolculuk boyunca 2 tur geçtiler. Bide bir kadın vardı çocuğuyla şarkı söylemeye başladı. Aman tanrım bu ne  ses. Gerçekten çok etkileyiciydi. Sonra pişman oldum neden kayıt etmedim diye. Neyseki Hotspet’e vardık ve ordan otobüs ile Hampi’ye. Hampi’ye gelince gözlerime inanamadım. Kapadokya’nın Hindistan modeli. Heryer devası kayalar ile dolu ve yüzlerce tapınak var etrafta. Bende size hemen firsat bulmuşken biraz burayı anlatmak istiyorum. Hampi Vijayanagar İmparatorluğu’nun başkenti olan Vijayanagar şehrinin kalıntıları üzerine kurulmuş bir yer. Bu yerdeki ilk yerleşim M.Ö 1 yılına kadar gidiyor. Ben gözlerime inanamadım:) 1336′dan 1565′e kadar Vijayanagar İmparatorluğu’nun başkenti olmuş. Dekkan sultanlıkları tarafından 1565 yılında yıkıldılar. Ve anlatılanlara göre 6 ay boyunca Dekkan sultanlıkları 1000 fil ile birlikte Vijayanagar İmparatorluğu’nun hazinelerini taşıdılar. Birçok tapınak bu kuşatmada yok oldu. Zamanında 2000 tapınağı olan Hampi şuan hala sayamadığım kadar tapınağa sahip. Beni çok etkileyen bir yer. Kesinlike tavsiye ederim. Hatta Hampi’yi ziyaret etmeden Hindistan gezisi olmaz bile derim:)

Bana gelince ben Goa’dan sonra özlemişim böyle yerleri. Tren yolculuğu anlattığım gibi ful aksiyon ama onu bile özlemişim. Zannedersem pek paket turisti görmeyi sevmiyorum ben. 1 hafta’dan beri burdayım. 2 gün motor kiralayıp etrafı keşfettim. Çok güzel fotoğraflar çektim. Hepsini paylaşmıyorum  çünkü ne zamanım var bide sergi için fotoğrafları ayırıyorum birçoğunu paylaşmıyorum. Kusuruma da bakmayın:) Bi 10 gün daha  kalırım burda Hampi’de ama yeter bence. Yarın akşam gece otobüsü ile Gokarnaya geçiceğim. Ayın 10′unda Gokarna’da Shivaratri festivali başlıyor. Şansıma bende  oraya gidecektim ve süper denk geldi.

Gokarna’da çok kutsal bir yer. Deniz kenarında ve tapınaklarla dolu bir kasaba.

Zaman benim için su gibi akıp gidiyor. 1 ay’dan az bir zaman kaldı geri dönüyorum. Arkama dönüp baktığımda hayatımın yolculuğunu görüyorum. Bence herkesin bir kere bile olsa yapması gereken bir sınav, bir serüven, bir kendin ile yüzleşme, bir ayna. Şuan hala bu yolculuğum devam etmekdeyim. Günler geçtikçe sanki bir gökkuşağı duygu selini yaşıyorum. Herşey rengarenk içimde. Hayat’da ne kadar gereksiz duyguları bize empoze etmişler onu düşünüyorum. Buralarda  herşey’den bence  kurtuluyorsun. Herhalde arınma bu olsa gerek. Şuan kendimde olan degişimleri inanın göremiyorum. ama bu kesinlikle eminim ki bu degişimler zaman işçerisinde yavaş yavaş ortaya çıkıcak ve beni daha minimal bir hayata sürükliyecek. Hampi’de yaşadığımız Dünya’nın ,hayatın ve herşeyin ne kadar güzel olduğunu anladım. Bunu zaten biliyordum ama zannedersem burda bunu yaşıyarak öğrendim. Ne mutlu bana diyeyim o zaman;) Evet yakında dönüyorum. Sizleri ve İzmir’imi çok özledim. Biryandan çok mutluyum döndüğüme. Ama öyle bir yandan da dokunsalar ağlıycam! Ulaşmam gereken bir Hindistan’ın en güney ucu var ve atmam gereken bir taş! O anı düşünemiyorum bile. Zannedersem herşeyi orda o taş ile denize atıcağım:)……. Daha  fazla  yormiyayım sizleri:p

 

Sevgiler

Tarık

 

 

  • IMG_8783
  • IMG_8794
  • IMG_8809
  • IMG_8813
  • IMG_8826
  • IMG_8833
  • IMG_8868
  • IMG_8903
  • IMG_8912
  • IMG_8927
  • IMG_8939
  • IMG_8941
  • IMG_8956
  • IMG_8967
  • IMG_8980
  • IMG_9011
  • IMG_9052
  • IMG_9056
  • IMG_9064
  • IMG_9068
  • IMG_9082
  • IMG_9122
  • IMG_9142
  • IMG_9145
  • IMG_9195

GOA

Goa’ ya geldikten sonra aslında kuzey Hindistan’ı özledim. Burda herşey same same:) Arambol’e vardıktan sonra gözlerime inanamadım , heryer turist kaynıyor. Kafayı bozanlar mı ararsın yoksa gece ile gündüzü karıştıranlar:) Yok yok bana göre degil. 2 gün sonra kaçtık Old Goa’ya. Eski Goa’da da birşey yoktu çok aslında görülecek. 2 tane çok güzel kilise ve ufak bir kasaba. Arambol’de motor kiralayıp bütün gün 75 km Goa kıyılarını gezdik ve çok güzel bir deniz feneri gürdük. Herhelade yaptığımız en güzel şeydi o gün. Birsürü plaj gördüm ama heryer çok turistik. Kuzey’den gelince insan şaşırıyor biraz. Çünkü kuzey’de bazen günlerce turist görmediğin oluyor. Gördüğün turistlerde ise senin gibi sırt çantasıyla keşfetmeye gelmiş , kendini kaybetmeye değil ;)

Şöyle bir haritaya baktım geçen gün gözümün ucuyla,  bir baktım ki bayağı yol katetmişim:) Vay dedim:) Benim için göz açıp kapanıncaya kadar buraya gelmiştim. Arkama baktığımda süper bir serüveni geride  bıraktım. Şimdi ise zannedersem gezimin bir başka evresindeyim. Güney o kadar  farklı ki anlatamam size. İnsanlar birşey istiyormusun diye 1 kere soruyorlar 10 kere değil:) Kimse paçalarına yapışmıyor para diye herkes ılımlı :) Ben ise buna alışık değilim. Kuzey’de uzun bir süre köşe kapmaca oynadıktan sonra şimdi burası sıkıcı  gelmeye başlıyacak ondan korkuyorum:) Acaba desemmi lütfen bana 10 kere sorun birşeyleri yada birileri paçalarıma  yapışsın para para para diye:) Hahahaha

Şaka bir yana daha önce aynı turu yapan yaşlı bir çift ile tanışmıştım Çeşme’de. Onlar bana Goa’ya kadar zor , Goa’dan sonrası kolay demişti. Pek anlamamıştım. Aslında anlamıştım ama  farklı anlamıştım. Şimdi ise anlıyorum ne  demek istediklerini.  Goa halkının %75′i Hiristiyan. 450 yıl boyunca Portekiz sömürgesinde kalmış ve daha 1961 yılında Hindistan’a devredilmiş. Bu yüzden çevreyi gezer iken heryerde portekiz mimarisi ile karşılaşıyorsunuz. Her yerde kiliseler ve haç var. Hindistan’da birçok din var. Şunu anladım ki: kim hangi dine inanıyorsa gerçekten çok bağlı kalıyor ve bütün yapması gereken herşeyi yapıyor dini için. Herkes dinlerine sıkı sıkı tutunmuş ve ibadet ediyor. Tabiki anladığım kadarıyla hükümet Hindu olduğu için kesinlike Müslümanları ne orduya nede başka devlet dairesine işe almıyor. Biraz aralarında sıkıntı var. Sonra 15th yüzyılda yeni bir din ortaya çıkarmışlar ve adını SİHİZİM koymuşlar. Bu din Hinduizm ve İslam dan alıntı ortak düşüncelere sahip. Bence Hindistan’da yüzyıllarca süren din kavgasını bitirmek için kurulan ve ne Hinduizm nede İslam diyip , iki dinden bir din oluşturulmuş diye düşünüyorum. Tabi bu benim kendi tezim. Kuzey’de Amritsar da muhteşem bir Altın Mabet’leri var. Kesinlikle gidilesi biryer. Erkek’lerin savaşçı gibi kılıçlarıyla dolaştığı ve kadınların prenses gibi giyindikleri Amritsar:) Burda gidilip görülmesi gereken o kadar çok yer varki maalesef bazı şeyleri gelecek seferki Hindistan gezime saklıyorum:)

Hayatımın en sakin yaşgününü kutladım:) Bana tebrik mesajları gönderen bütün arkadaşlarıma ve dostlarıma teker teker teşekkür ederim. Ne kadar uzakta olsamda bir o kadar da yakınlaştırdınız beni kendinize:) Teşekkür ederim tekrardan. Şuan Palolem beach deyiz. Palolem Beach’i gerçekten sevdim. Hatta dün tekne kiralayıp yunusları izlemeye gittik. Ben ise kesin bunlar bizi kesin kandırıyor , ne yunusu , yunusun saati mi olur nerden göreceğiz derken yunus çıktı karşıma:) Kala kaldım:) Verdiğimiz paraya değdi aslında. Sadece sırtının fotoğrafını çekebildim idare edin lütfen:) Herneyse Palolem’de upuzun palmıyeler arasında rengarenk bungalowlar. Karşda deniz ve süper bir kumsal. Bütün gün dalga sesleri. Yemekler güzel. Biraz ev gibi hisettirdi aslında. İyide geldi.  Biliyorsunuz Lara geldi ve 2 gün sonra Türkiye’ye geri dönücek. Ben ise yollara devam. Zannedersem Hampi’ye gideceğim. Hampi burdan 400 km kadar iç Hindistan. Hampi Unesco Dünya Miras listesinde olan biryer.

Vijayanagar imparator’luğunun başkenti olup birçok tapınağı barındıran önemli bir dini merkez. Kulağa hoş geliyor diimi:) Ve plaj turistinden uzak biryer. Burdan Hindistan’ın güney ucuna olabildiğince yavaş gideceğim. Bundan sonra gideceğim noktalarda uzun kalmak istiyorum. Hampi’de 1 hafta – 10 gün falan kalabilirim. Ama belli de olmaz , çok alıştım sürekli hareket etmeye:) İnanın sırtıma çantayı takıp yola çıktığım zamana çok mutlu oluyorum:) Mükemmel bir duygu. Zannedersem Özgür’lük bu olsa gerek. Dünya’yı görmek tanımak insanları ve yeni yerleri keşfetmek kadar güzel birşey yok. Ve bunları yaşar iken sizler ile bunu buradan paylaşmak da bana mükemmel bir haz veriyor. Yol arkadaşım yok ama sanki yol arkadaşım sizlersiniz gibi!  Sizler ile her yola gidilir :p

Beni merak edenlere  sesleniyorum. Herşey yolunda. Sağlığım seyahatim çok iyi. Sizlere de şuracıktan iki tavsiye vereyim:) Hemen hayalinizdeki birşeyi yapmak için plan yapmaya başlayın ve yapın. İşte o zaman nefes aldığınızı hissediceksiniz. Sevgilerrr……..

 

Tarık GÖK

  • IMG_1710
  • IMG_1742
  • IMG_1879
  • IMG_1923
  • IMG_2112
  • IMG_2154
  • IMG_2259
  • IMG_2307
  • IMG_4090
  • IMG_5762
  • IMG_6026
  • IMG_6032
  • IMG_8093
  • IMG_8762

Pushkar – Mumbai

Uzun suren iki tren yolculuğundan sonra Pushkar’a vardım. Pushkar beklediğimden daha güzel bir yer çıktı. Dağların arasında oluşan bir göl etrafına kurulmuş bir kasaba. Burası Hinduizm için çok kutsal biryer. Gandhi’nin bile kemiklerinin bu gölde olduğu söyleniyor.  hatta otel’e giriş yaparken okuyup imzalaman gereken bir kural prösedüründen bile geçiyorsun. Kasabanın girişinde kontrol noktları ve birtakım kurallar. Mesela içki içmek kesinlikle yasak. Göl etrafında ayakkabı ile dolaşmak ve yıkananların fotoğraflarını çekmek bile yasak. Burdayken bir kasaba hikayesi duydum ve sizede anlatayım. “Birgün iki kız turist göl etrafında içip kafaları güzel olunca , bu kutsal göl e çırılçıplak giriyorlar:) Tabi halk bu lay karşısında neye uğradıklarını şaşırıyorlar. Apar topar kızları sudan çıkarıp kasabadan kovuyorlar. Bu iş burda böyle de bitmiyor , bu olaydan sonra kasabaya birsure turist bile sokmamışlar. Esnaf bu iş böyle olmaz diyip turisti geri istemiş ve birsüre sonra turistlerin Pushkar’a girmesine izin vermişler. Ama tabiki biraz önce bahsettiğim kuralları heryerde okumanı saglıyorlar:) Bizde kurallara uyduk :p

Burda oluş amacımı beni takip edenler az çok biliyorlar. Blue Lotus Muzik Festival’inde fotoğrafcı olarak görev aldım. Bu benim için inanılmaz güzel bir olay ve süper bir deneyim olucaktı. Festival’de aşşağı yukarı 30-40 gönüllü çalışıyordu. Hemen herkes zaten birbiriyle o kadar güzel bir uyum içerisinde çalışmaya başladı ki anlatamam. Tabiki Biraz kültürün vermiş olduğu rahatlıktan kaynaklanan ufak tefek sorunlar yaşansada bence komple festival inanılmaz başarılı ve güzel geçmişti. Zannedersem yöresel Hint muziği ile tanışmıştım. İnanılmaz bir müzik. Gerçekten tavsiye  ederim. Bu kadar zengin bir müzik kültürü beni çok etkilemişti. Birkaç video çekimlerim var hazır olunca paylaşıcağım sizlerle. O kadar çok fotoğraf çektim ki anlatamam. Bu renk cümbüşü içerisinde kaybolmak ve sonra kendini bulmak. İnanılmaz! Bütün hafta gerçekten çok çalıştık ve herkes elinden gelenin fazlasını yaptı . Ne yazık ki festival sona ermek üzere idi. Ayrılık vakti gelmişti. Seyahat etmeyi seviyorum ama hoşçakalın demeyi sevmiyorum. İnanılmaz bir duygu yollarda karşılaşıp 3-5 gün birlikte geçirip sonra hoşçakal. Gerçekler gerçekler!

Serüvenim devam ediyor. Rüzgar ile hareket ediyorum. O nereye ben oraya gibi sanki. Bu yolculuğu yanlız yapmak zor olduğu kadar da güzel. Daha önce birçok yer gezdim ama Hindistan gerçekten bambaşka. Başlarda gerçekten bir kültür şoku yaşıyorsunuz. İlk geziye başladığınızda buraları anlamak gerçekten zor. Sonraları herşey normale donüyor. Bazen çaresizlik ve zorlukların sınırını zorluyorsunuz. Belkide bu yüzden burda zoru yaşayınca gerisi bir o kadar da kolaylaşıyor galiba. İnsanların yaşama anlayışı tümüyle farklı. Biz ise kendimizi kaptırmışız karier sevdasına doludizğin gidiyoruz. Heyoo nereye gidiyorsun? Kendimizi unuttuk bence. Bumuyduk biz yoksa bu mu olucağız? Amaçsız bir hayat ve getirdikleri. İstediğiniz herşeyi yapın. Tabi bunları kelimeler ile anlatmak imkansız. Bunları gelip burda yaşamalısınız.  Ahanda fare geçti ayaklarımdan trende:) Zamanlama muthiş idi tam bunları yazarken:) Fareyi görünce gülümsedim. Eskiden olsaydı kalkar burda fare var derdim. Şimdi ise sadece gülümsüyorum. Bilmem anlatabildim mi? Yolumun yarısını bitirdim gibi. Nepal ve Kuzey Hindistan. Şu an Goa trenindeyim. Saat 19:43. 2 saat sonra varırım diye düşünüyorum. Evet sonunda aslında tümüyle dinlenmeye çalışacağım nokta aslında Goa. Party falan istemiyorum. Zaten hayatımın party’sini yaşıyorum seyahatimle daha ne party’si:) Yarın akşam üstü Lara geliyor Türkiye’den. İnanılmaz mutluyum. Canım arkadaşımı görücem sonunda. 23′ü benim ve 24′ü Lara’nın yaşgünü. Oleyyy yaşgünü kutlıyacağız:) Çok mutluyum çook :)

Ben Pushkar’dan sonra Mumbai’ye gitmeye karar verdim. 2 hafta tren biletim bekleme listesinde durduktan sonra trenin hareket ediceği gün biletim onaylandı. 18 sat süren tren yolculuğundan sonra Mumbai’ye vardım.

Birçoğunuz tanr aslında Merve burda yaşıyor. Sağolsun aldı beni bir gece misafir etti. Sabahına da trene bindirip beni Goa’ya gönderdi:) Bide İstanbul’dan tanıdığım Pinkey yaşıyordu burda. Onu görme firsatını da bulmuştum. Oda beni biraz Mumbai’yi gezdirip evinde akşam yemeğine misafir etti. Süper insanlar:) Dostluk kadar güzel birşey varmı? Mumbai’yi beğendim aslında. Ve birçok yeride İzmir’e benziyordu. Kordon boyu gibi gezilecek yerleri ve mükemmel bir güneş batımı vardı. Bir an Kordon’da olup bir bira açmak istedim.

Yolculuğum güney’e indikçe zannedersem herşey biraz daha kolaylaşıyor. İnsanlar biraz daha ılımlı ve cana yakın. Kuzey biraz zordu. Ama şuana kadar acısıyla tatlısıyla herşey mükemmel idi. Tabiki bazen anlar geliyor burdan hemen çekip gitmek istiyorsunuz ama ardından birşey oluyor sevmeye başlıyorsunuz tekrardan. Burayı ya seversin yada nefret edersin:) Ortası yok. Zaten sevmiyenler ilk uçak ile çekip gidiyor. Sevenler isede benim gibi serüvenine devam ediyor. Ama Hindistan’ın bir sınav olduğunu düşünüyorum. İnanılmaz şeyler öğreniyorsun ve hayatın ile ilğili birçok şey ile yüzleşiyorsun. Bendeki degişimi henüz göremiyorum çünkü hala burdayım. Zannedersem İzmir’ime dönünce birsüre evimde zaman geçirdiktikden sonra degişim’i görebileceğim. Merak etmeyin değişimi paylaşıcağım:) Ha birde aklıma gelmişken bunuda buradan belirteyim. Benim burda yaşayacağımdan korkan arkadaşlara sesleniyorum. Arkadaşlar ben İzmir’den başka biryerde yaşamak istemiyorum. Gözümde tütüyor:) Nisan başı yanınızdayım. Şimdilik sizlere sevgilerimi iletiyorum. Bu aralar Goa’dayım. Yakında yeniden yazarım.

 

22.02.2013

Goa’ya varıpda yazmadan duramadım :) Vayy ne kadar özlemişim denizi. Zannedersem ben deniz olmadan yaşıyamam. Bütün gezi inanılmaz güzeldi ama deniz’e ulaşmak beni Everest’e ulaşmak kadar heyecanlandırdı. Ve şuan inanılmaz bir güneş batımı karşısında biramı yudumluyorum. Birde fotoğraflar için özür dilerim. Binerce fotoğraf var ve bunları  secebildim. Çokda zaman harcamak istemiyorum bilgisayarda birde yayınlamak da istemiyorum hepsini. Çünkü sergime birşeyler kalsın:) Evet burdan sergi haberinide vermiş oldum:)

 

Sevgiler

 

Tarık GÖK

,

Jaisalmer Timelaps

I enjoyed a lot doing this timelaps in Jaisalmer.

  • CM0_5476
  • IMG_0279
  • IMG_0334
  • IMG_0380
  • IMG_1156
  • IMG_9227
  • IMG_9271
  • IMG_9295
  • IMG_9301
  • IMG_9306
  • IMG_9357
  • IMG_9469
  • IMG_9490
  • IMG_9505
  • IMG_9510
  • IMG_9536
  • IMG_9602
  • IMG_9723
  • IMG_9739
  • IMG_9752
  • IMG_9817

Jodhpur – Jaisalmer

Jaipur’dan Jodhpur’a tren biletim vardı ama bekleme listesinde idi. Tabiki ne oldu? Ben tren’e binemedim. Bekleme listesinde 4. sırada takıldım. Bir gece daha Jaipur’da kalmak zorunda kaldım ve ertesi gün otobüs ile Jodhpur’a gitmeye karar verdim. Yolda farkettim ki ben otobüs yolculuğunu daha çok seviyormuşum:) Herhalde Türkiye’den kalan bir alışkanlık. Çevre yolları görmek ve yollarda otobüs bekleyip binemiyen insanları görmek daha mı aksiyonlu geliyor bilemedim :) Yollarda ki tek sıkıntım insanların gözlerini sana  dikip saatlerce gözlerini 1 saniye bile benden ayırmamaları ve soru yağmurları. Sırasıyla şöyle gidiyor. Hanki ülkeden geldin? Evlimisin? Kaç yaşındasın? Ne işin var burda? Bazen otobüs veya treni durdurup avazım çıktığı kadar sananeeee diye bağırasım geliyor ama bu isteğimi güzel bir tebessüm ile geçiştiriyorum:)

Jodhpur’a varmıştık. Şimdi sıra ucuz bir taksi bulup gideceğim hostele varmak dı amacım. Neyseki biri yanaşıp bana kafamdaki fiyatı söyleyip beni taksisine bindirdi ve yola çıktık. Taksi derken bizim taksilerden zannetmeyin. Tuk tuk derler Thailand’da falan:) Hani eskiden Moto Guzi’ler vardı ya. Domates satarlardı. İşte onlar taksi burda. Hostel’ime varmıştım. Ufak bir pazarlık ardından  500 rupiye anlaştım. Hostelin çatısında mükemmel bir manzara ve 4-5 tane benim gibi sırt çantasıyla gelmiş turist vardı. Hemen bir yemek siparışı verip tripodumla çekim yapmaya başladım. Çekim yapar iken yanıma Avusturalya’lı bir eleman geldi ve başladık muhabbete. Sonrasında ben bu Avusturalya’lı çift ile 4 gün birlikte yol ve hatta Camel safari bile yapıcağımın farkında değildim. Ertesi gün birlikte Mehrangarh Fort ve Umaid Bhawan Palace’ı gezdikten sonra Jodhpur’da bir gece daha konaklayıp öğlene doğru Jaisalmer’e doğru yola çıktık. Jaisalmer beni çok heyecanlandırıyordu. Çöl’ün ortasında bir şehir ve herzaman böyle biryeri gidip görmek istemiştim. Nitekim de istediğim olmak üzere idi. 6 saat süren sıkış tepiş bir otobüs yolculuğundan sonra Jaisalmer’e varmıştık. İnanın şu an bile  nerden  indim o otobüsten diyorum hala :) Etrafımı sardı 10 kişi:) Hep bir agızdan koro şeklinde taksi,taksi,taksi-otel,otel,otel bide arada birbirlerini ittiriyorlar bana ulaşmak için. Kaçmaya çalışıyorum kaçamıyorum , sürekli birileri önüme geçiyor. Uzaklaşın diyorum dinliyen yok :) Baktım olucak gibi değil, hemen ordan uzaklaşmamız lazım ama nasıl? Tek çare içlerinden birinin taksisine binip uzaklaşmak olucaktı. Ki nitekim hemencik anlaştım birisi ile ve bir anda anlaşmadan sonra ortalık süt liman oldu. Herkes bağırıp çağırmayı kesmişti. Çünkü anlaşma yapılmıştı :) Çok garip buralar çook :) Ben ve Avusturalya’lı çift yeni kalıcağımız hostele gelmiştik. Oda fena değildi ,vede fiyatı çok uygundu. Tamam dedik kalmaya kara verdik. Tabiki 20 dakşka sonra beklediğimiz gibi konuya girmişti hostelin sahibi. Camel safari:)  Aslında çok safari mafari yapasım yoktu ama hadi  dedim buralara kadar gelmişken bunu da yapayım. Herneyse adam bir fiyat söyledi eyvah dedim. Biz 1500 rupi gibi birşey beklerken adam 3100 rupi dedi. Çok pahalıydı. Neden bu kadar pahalı diye sorduğumuzda dediği şuydu. “Biz Camel safariyi burdan 75 km uzakda en iyi çöl’de yapıyoruz. Herkes 30 km uzakda yapıyor”  Aslında kulağa hoş geliyordu. 75 km uzağa gidip yapmak daha hoş olabilirdi. Açık havada yatıcaktık ve yıldızları seyredebilecektik. İndirim istedim olmaz dedi bende peki dedim. Sonra dedim ki biz biraz düşünelim. Adam ne derse beklersin? İndirim istedikten 3 dakika sonra fiyat bir anda 3100 den 2600 e indi ve kalıcağımız 1 gece otel ücretinide almıyacağım dedi. Bi işler dönüyordu ama anlıyamadık. Adam bize bu safariyi satmalıydı. Çünkü çıkıp gittiğimiz an başkaları bize bu safariyi satabilirdi. O yüzden biz otelden dışarı adımımızı  atmadan paramızı almalıydı bu hostel sahibi , ki nitekim de öyle oldu. Biz kişi başı 2600 rupi’yi verdik elemana. Sorun yok 2600 rupi 85 lira yapıyor. Benim için 2 gün deve üstünde geçirmeye ve yemeklerin dahil olması bu fiyata değerdi. Sabah oldu ve jeep bizi almaya geldi. Ben tabiki hemen GPS’imi açtım ve ölçmek istedim gerçekten 75 km uzağa gidicekmiydik? Gittiğimiz km 35 idi:) Sesimizi çıkarmadık:) Develere bindik ve 2 gün boyunca toplam 30 km çölde yürüdük. 1 gece çölde kaldık. Yıldızlar muhteşemdi. Yemekler fena değildi. Herşey güzeldi ama 75 km olayı bizim beynimizi ufakdan irite ediyordu. Biraz kazıklanmıştık galiba:) Safari bitti jeep geldi biz geri dönüyorduk. Hostele geldik ve eşyalarımızı aldık. Bir gece daha kalmazdık orda çünkü bizi biraz kandırmışlardı. Hostelin sahibine ufak bir konuşma yaptım ve oda tama halledicem dedi ve sen şimdi git beni ara ben oraya gelip para iadesi yaparım dedi. Şaşırmıştım:) Bir hintli bana para iadesi yapıcağından bahsediyordu:) Gerçek olamazdı:) Sonrasında 20 kere  aradım telefonuma cevap veren yok hahahaha. Biz ne yaptık tabiki? Hosteli bastık :) Tabiki basmadık :) Ama gittik konuşmaya. Yalanlar dolanlar of of. üçünüze toplam 1000 rupi vereyim dedi. Biz yok deyince bir anda kişi başı 500 rupiye çıktı.  Para iadesi konusunda hiçbir umudumuz yoktu ama 500 rupiyi kurtarmıştık gibi. Daha fazlasını geri alırdık ama biraz daha tartışmamız gerekiyordu orda. Ben ise hadi 500 ü alalım ve gidelim modundaydım. Ki öyle yaptık arkamıza bile bakmadık:) Geri kalan Jaisalmer inanılmazdı. Sokaklar masal gibi. Şehir komple toprak renginde. Güneş vuran bütün evler altın gibi parlıyor. Muhteşem bir Fort ve tarih. İnsanlar daha sakin ve uyumlu. Hindistan’da en çok beğendiğim yerlerden biri Jaisalmer. Kesinlikle geri gelmek isterim.

2. hostelimiz süperdi. İnanılmaz güzel bir Fort manzarası vardı. Süper insanlarla tanıştım. Hatta hostelin oda fotoğraflarını çekip bedavaya bile kaldım 4 gece:) Onlara ufak bir video yaptım.  Keşke bütün kaldığım otellerin fotoğraflarını çeke çeke dünyayı gezsem:) Bu son günler ilginçleşiyor. Hostelin fotoğraflarını çekip bedavaya kalıyorum ve şuan tren de Blue Lotus müzik festivaline gidiyorum ve ayın 19 una kadar festivalin çekimlerini yapıcam onlar da beni ağırlıyacak. Ekstra para falan istemedim. Gerek de yok. Şuan seyahat ediyorum. Paylaşmak kadar güzel birşey yok. Karın tokluğuna çalışıyorum Hindistan’da hahahahha:) Şaka biryana seviyorum bu yaptıklarımı. 350 sanatçı olucak festivalde ve ben resmi fotoğrafcılarıyım. Nasıl mı buldular beni? Jaipur’da couchsurfing yapmıştım. Evlerinde kaldığım kızlar bu festivalin organizasyonunda çalışıyorar ve fotoğrafçıları yoktu. Bende doğru zamanda doğru yerdeydim ve bunu bana teklif ettiler. Bende kabul ettim:) Dün Jaisalmer’den ayrıldım ve tren ile Jodhpur’a geldim gece. 1 gece Jodhpur’da konakladıktan sonra şu an Ajmeer’e doğru giden tren’deyim. Şuan tren’den yazıyorum. Festival 13 ünde başlıyacak 18 inde biticek. 19 una Mumbai’ye tren bileti aldım ama bekleme listesindeyim hala , bakalım ne olucak. Festivalden sonra güneye inmeye başlıyorum. Deniz’i çok çzledim. Öyle böyle değil. Deniz gördüğüm ilk yerde açıcam bir şişe şarap ve sağlığınıza diyeceğim ;)

Türkiye’yi ve sizleri gerçekten çok özledim. Ama gün geçtikce Hindistan’ıda daha iyi anlamaya başlıyorum. Nisan başında geri döneceğim. Biraz daha keşif yapmak istiyorum. Güney daha farkli olucak ve bu değişimi görmek istiyorum. Amacım zaten Everest’den yola çıkıp Hindistan’ı  komple geçip en güney uca tek başıma inip denize bir taş atmak:) Çok mu şey istiyorum? Hayır çok değil. Keşke her insanın isteği denize taş atmak olsa. Dünya ne kadar farklı olurdu diimi? Olsun ben herkesin adına atarım o taşı denize. Şimdiye kadar bana vermiş olduğunuz manevi desteği kesmediğiniz için sizlere teşekkür ederim. Belki farkında değilsiniz ama yapmış olduğunuz ufacık bir yorum bile bana destek veriyor , beni ayakta tutuyor. Yapmış olduğum bu yolculuk gerçekten zor bir yolculuk. Tek başımayım ve inanılmaz zorlukları var. Ama tek kelime ile muhteşem. Acun gelsin survival’ı burda çeksin :)

Daha fazla yormıyayım sizi:) Hepinizi öpüyorum ve sevgilerimi gönderiyorum yollardan.

Tarık GÖK

  • IMG_8300
  • IMG_8304
  • IMG_8307
  • IMG_8314
  • IMG_8345
  • IMG_8463
  • IMG_8479
  • IMG_8525
  • IMG_8541
  • IMG_8551
  • IMG_8633
  • IMG_8654
  • IMG_8656
  • IMG_8673
  • IMG_8714
  • IMG_8751
  • IMG_8809
  • IMG_8853
  • IMG_8943
  • IMG_8952
  • IMG_9027
  • IMG_9050
  • IMG_9109
  • IMG_9118
  • IMG_9136
  • IMG_9173

Allahabad – Agra – Jaipur

Varanasi’den yola çıktım ve Allahabad’a geldim. 12 yılda bir yapılan Kumbh Mela Hindu festivali Allahabad’da gerçekleşiyordu. İlk geceyi hiç kasmadan gidip otelin birinde geçireyim dedim. Nerden bulduysam Royal Otel’de kalmaya karar verdim. Taksi’ci uyardı aslında beni bu Otel iyi değil diye. Ben ise dinlemedim adamcağızın sözünü:) Girdim Otel’e ve resepsiyonun önünde bir turist vardı. Oh dedim bir turist daha. Burda sanki kalmış gibi görünüyordu. Hiç sormadım nasıl diye. Direk odanızın fiyatı ne  kadar diye direk konuya girdim. Adam 700 rupi dedi. Ne ? 700 rupi mi? Çok pakalıydı. Ama Kumbh Mela festivali yüzünden fiyatlar tavan yapmıştı ve en ucuz seçenek bu kalmıştı. Neyse sıkı bir pazarlık ve 1-2 telefon görüşmesinden sonra %10 indirim aldım ve oda ücertini ödedikten sonra odama çıkardılar beni. Oda üst katda idi ve merdivenlerden çıkar iken kaşlarım çatmaya başladı yavaş yavaş. Heryerde otomobil yedek parçaları yerlerde dağınık bir şekilde duruyorlardı öyle. Neyse  dedim beni ilğilendirmez ben girer yatarım odama  akşam. Fotoğraflarını koyucam lütfen bir bakın:) Ahır mı otel mi belli değildi:) Odama girdim ve tuvalete baktım. Eyvahh dedim. Bu tuvalet nerdeyse 2 aydır temizlenmemişti. Sanki bu otel 1 yıldır kapalı ama festival nedeni ile açılmışa benziyordu ve Tarık gelip kalıcaktı :) Ben bir anda durum değerlendirmesi yaptım ,  Hindistan’dayım ve bunların başıma gelebileceğine hazırlıklıydım. Kalıcaktım başka çarem yoktu. Dışarı çıkıp akşam yemeğimi yedikten sonra odama çıkmak için merdivenlerden çıkarken bir baktım ki insanlar merdivenlerde yatıyorlar. Ya dedim neler  oluyor bu insanlarda kim? Ben tabi hemen kimseyi uyandırmıyayım da başıma bela olmasın diye sessiz sessiz odama çekildim. Tabi yatağımda bir baktım ki ne yatak var ne başka birşey. Anlıyacağınız kuru tahtanın üzerinde yattım ve sabah erkenden koşarak kaçtım:)

Uzun bir taksi arama girişimlerinde  sonra kendimi tuk tuk’un arkasında buluverdim. Kumbh Mela’ya gidiyordum. 10 km uzakdaydı ve biraz sonra  orda  olucaktım. Rainbow Love Camp’de orda olucaktı. Amacım onlara katılıp 4-5 gün çadırda kalıp Kumbh Mela’yı yaşamakdı. Kumbh Mela 40-50 milyon kişinin katıldığı bir Hindu festivali. Anlıyacağınız gibi dünyanın en büyük çadır şehri buraya kuruluyor. Girdim aralarına ve şimdi sıra Rainbow Love Camp’i bulmaya gelmişti. Herhalde bi 10 km yürüdükten sonra Ranbow Love Camp’i bulmuştum ve henüz 8-9 kişilerdi ve hemen de beni aldılar aralarına. Yanımda biraz noodle vardı ve o akşam bir güzel yemek yapıp ateş etrafında yemeğimizi yiyip şarkılar söyledik. Çok güzeldi. Ama Kumbh Mela gerçekten çok yorucuydu. O kadar insanın arasında bir baskı hissediyordunuz. 1 gece çadır’da uyku tulumum ile yattım ve sabaha kadar inanılmaz bir soğuk ve çiğ yağması dolayısıyla uyku tulumum sırılsıklam olmuştu. Anlıyacağınız yine uyku yoktu :( Yok dedim olmaz bu böyle. Allahabad’da kötü otellere 700 rupi vermezdim. Burda da böyle çadırda yatmazdım. Zannedersem bu türlü maceralar artık bana 1-2 gün yetiyordu:) Allahabad’dan hemen kaçtım:) Bulduğum ilk tren ile Agra ya yola çıktım. Hikaye sona eriyor zannediyorsunuz ama asıl hikaye şimdi başlıyor:) Ağra’ya biletim elimdeydi ve 3-4 saatlik bir gecikme ile tren geldi. Yanımdaki cocuk biletime baktı ve eyvah dedi. Dedim ne  oluyor? Cocuk dediki bu bilet genel kompartman bileti. Yani burda oturacak yer bulamassın. İçimden dedim olsun birşey olmaz. Kıvrılırım biryere ama giderim bu şehirden birşekilde. Herneyse ben  genel kompartmanı aramaya koyuldum. Bir vagon geçiyorum iki vagen geçiyorum hepsi dolu gözüküyor. Sonunda genel kompartmanı buldum. İlk içine girmeye çalıştığım vagon beni almadı çünkü adım atıcak yerleri yoktu.  ikinciye koşturdum onada başaramadım. Bir baktım tren hareket etmeye başladı. Eyvah tren gidiyordu. Bu böyle olamazdı. Tren’e binemiyordum ama burda da kalamazdım bir gece daha. Başladım koşturmaya ve atladım kapıya. Nereye bastığımı bile görmüyordum. Sırtımda ve önümde iki çanta. Tren’in kapısına iki elimle yapışmıştım. İçerideki insanlar bana, ben ise onlara bakıyordum. Birsüre sonra beni tuttular ve zorlukla içeri çektiler:) İçerisni anlatıcak kelimeler bulamıyorum. İçeride insanlar pres olmuşlardı. Adım atıcak yeri unut, eğer bir ayağını yerden kaldırırsan birdaha yere koyamassın. Hindistan’da trenlerde 7-8 sınıf varmış. Bu dediğim genel kompartman biletini istesen bile online bilet satışından alamıyorsun. Gerçi içerideki kimsenin bileti olduğunu düşünmüyorum. Herneyse bu sınıflar ne kadar yuksek olursa tren yolculuğun o kadar iyi geçiyor ve biletler pahalılaşıyor. Ben ise en alt sınıf biletini almışım ve 9 saat boyunca sanki tek ayak üzerinde yolculuk ettim. Üstümden geçen insanlar mı ararsın , neler neler. 9 saat boyunca 3 metre ilerliyemedim tren’de. Bide bütün gözler üzerinde ve herkes sorular soruyor. Biri dediki 42 yaşındayım ilk defa genel kompartmanda bir turist görüyorum:) Birdaha mı ? Asla. Ben aldım dersimi. Ama şunu da söylemeden geçemiğeceğim. O 9 saat ne kadar hayatımın en kötü günü olduysada, görmek de güzeldi :) En azında  size yazıcak bir hikayem daha var. Yoksa Hindistan’a limuzin de gezmeye gelmedim!

Agra’ya geldim. Burda cok fazla aksiyon yaşamadım. Ve birsure dinlenip temizlenmek de çok iyi geldi. akşamları 2-3 bira ve uyku. Gündüz Taj Mahal ve etrafı gezdim. Agra’dan sonra amacım Delhi’ye geçmek idi ama bir anda  büyük şehire girmek istemedim ve Jaipur’da Couchsurfing dolayısı ile kalıcak yer de bulmuştum. Güzel bir tren yolculuğundan sonra Jaipur’a geldim. Güzel tren yolculuğu diyiyorum çünkü oturacak koltuğumun numarası vardı :) Couchsurfing’den de bahsedeyim:) Cocuhsurfing internet’de bir site ve profillerden kalıcak yer bulabiliyorsun ve  kabul ederlerse gidip ücretsiz evlerinde kalabiliyorsun. Jaipur’da 3 Polonyalı kız sağolsunlar beni kabul ettiler ve onlarda kalıyorum. Bu akşam 4. gecem olucak evlerinde. Yarın akşam eğer bekleme’deki tren biletim onaylanırsa Pakistan sınırı yakınındaki bir çölün ortasındaki şehir olan Jaisalmer e geçicem. Burdan 11 saat sürücek tren yolculuğu. Yataklı bilet satın aldım bakalım umarim onaylanır. Jaipur’dan da bahsedeyim biraz. Burası gerçekten çok güzel. Etrafta inanılmaz saraylar var ,ufak ufak tepeler ve surlar. Buraya Pembe Şehir denmesinin nedeni ise 1876 yılında Mihrace Ram Singh‘in Kral II. Edward‘ı karşılamadan önce şehirdeki binaları konukseverliğin rengi olan pembeye boyatmış olmasından kaynaklanıyormuş.

Bir süre Rajasthan bölgesindeyim. Katılacağım birkaç müzik festivali var ve gezmem gereken 2-3 şehir. Ve Camel safari’yi de  unutmıyayım. Bunları bir yapayım sizlere daha yazarım. Hindistan gezimin bir sonraki postasında görüşmek üzere. Gezi mi dedim? Hindistan bir gezi değil! Hindistan bir SERÜVEN!!!

 

SeVgİlEr

Özlendiniz:)

 

 

Lumbini’de birgün :)

Uzun zamandan beri yüklemeye çalıştım ama ancak 2 haftamı aldı Hindistan internet’inde bu video’yu yüklemek:)

Lumbini Budha’nin doğduğu yer! Yılanı kaçırmayın derim :)

  • IMG_6334
  • IMG_7036
  • IMG_6888
  • IMG_6947
  • IMG_6968
  • IMG_7028
  • IMG_7099
  • IMG_7160
  • IMG_7229
  • IMG_7418
  • IMG_7450
  • IMG_7525
  • IMG_7701
  • IMG_7964
  • IMG_8098
  • IMG_8165
  • IMG_7145
  • IMG_7612
  • IMG_7640 copy
  • IMG_7656
  • IMG_7677
  • IMG_6529
  • IMG_6564
  • IMG_6620
  • IMG_6698
  • IMG_6835
  • IMG_6844
  • IMG_6336
  • IMG_6339
  • IMG_6373
  • IMG_6385
  • IMG_6393
  • IMG_6400

Varanasi

Farketti iseniz uzun zamandan beri hiçbirşey yazmadım, yazamadım:) Çünkü Varanasi’ye gelmişim. Gelmişim diyorum çünkü bu kadar büyüleyici biryer beklemiyordum. Tam bir duygu seli. Kelimeler yetmiyecek Varanasi’yi anlatmaya. Ama elimden geldiği kadar sizlere burayı anlatıcam. Öncelikle Varanasi benim Hindistan’daki ilk büyük şehrim. Trafik, aman tanrım:) Tren istasyonundan çıkıp gideceğin otele yerleşmen için iyi bir trafikden geçmek zorunda  kalıyorsun öncelikle. Otel’ine geliyorsun biraz rahatlama yaşadıktan sonra hadi şu Ganj nehrine artık inip bir bakayım diyorsun. Kaldığım ilk otel Ganj nehrine 200 metre idi. Hemencik vardım Ganj’a. Önce yuksektesin ve merdivenlerle inmek zorundasın nehir seviyesine. Yüksekteki manzara inanılmaz. Merdivenlerden indikçe görüş alanın büyüyor ve devamını gördükçe kala kalıyorsun. Evet ya işte Ganj karşında. İnanılmaz bir duygu. Bunu yaşamalısınız ve burayı kesin görmelisiniz. Nehrin birlikte taşıdığı tarih ve o kadar insan. Gerçekten herşeyi omuzlarında taşıyan bir nehir var karşında. 5000 yıldan beri hiç sönmeyen ateş ile yanan vücütlar , nehir kenarında insan parçacıkları ve hatta kafatası bile gördüm. Biraz ağır kaçabiliyor. Evet ama burası Venedik değil , burası Ganj. Buranın kuralları bu. İnsanlar sert yüzler pek gülmüyor. Sokaklarda maymun’dan tut hertürlü hayvan geziyor. Sokaklar dışkı dolu. Hergün binlerce insan Ganj’a girip banyosunu yapıyor ve yüzlerceside nehir kenarında yakılıyor.

İlk gördüğüm insan yakımında biraz miğdemde birkaç hareket hisettim ve eyvah  dedim hareket başladı, ama endişe edilecek birşey degilmiş :) İzledim sonuna  kadar. Bir vücüt nasıl yanar ve kül olur an ve an. İkinci izleyişimde  herşey daha  kolay’dı benim için. 3. gün artık dönüp bakmıyordum bile alışıyor insan. Biraz garip duyguların şehri burası. Birgün içerisinde hem çok sevip hemde nefret edebiliyorsun. Belkide bu şehri güzel yapan da buydu. Biraz da dikkat gerekiyor şehirde. Yankesiciler , yanan ölülerin başında senin gelip fotoğraf çekmeni bekleyip sonra seni tehdit edip polise soylemeyeyim bak hapse gidersin , sen en iyisi şuraya bagış yapda bu meseleyi kapatalım diyen tipler:) Ve bunu gerçekten iş haline getirmiş insanlar. Yine Ölülerin yakıldığı yerlerde gelip sana olayı anlatan insanlar ve sonrasında bagış istiyenler. Yani anlıyacağınız herkes bir para derdine düşmüş inanamassınız. Bu parayı senin cebinden almak için hertürlü numara mevcut. Bazen yuh diyebiliyorsunuz:) Para üstünü vermeyip aldığı parayı inkar eden taksici bile gördüm:) Zavallı turist:) Herşeyin yanında burasi Varanasi.

Binlerce yılın Ganj’ı. Herşeye rağmen gelip görülesi biryer. Bence muteşem. Azcık da dikkat ettin mi sağına soluna ohh yemede yanında yat :)

2 yada 3 gün kalıcaktım 1 hafta kaldım. 2. otele bile  geçtim. Daha ucuz ve Ganj’ın hemen dibinde idi. Süper de Ganj manzarası bilem vardı. Odam o kadar  basit di ki inanamassınız.

Sadece tek kişilik yatak:) Ama o kadar da ucuz idi. Geceliği 6,5 lira :) Bu gece Allahabad’da kalıyorum ahır kırması bir otel 21 lira ödüyorum:) Çünkü burda Dünya’nin en büyük insan buluşması var (Khumb Mela) o yüzden fiyatlar tavan. Bende bir gece kalıp yarın Khumb Mela alanına geçicem. Nerde mi kalıcam? Bende henüz bilmiyorum. Milyonlarca kişi çadırlarda kalıyor umarım bende kendime biryer bulabilirim. Çadır satın almak istedim ama Varanasi’de 3 gün çadır arayıp pes ettikden sonra bodozlama şeklinde gitmeye karar verdim. Eminim bişiler bulucam şansıma güveniyorum :)

Khumb Mela  12 yılda bir yapılan bir Hindu buluşması. Dünyanın en büyük insan buluşması diye de tarihlere geçiyor. bu sene 40 Miyon kişi bekliyorlar. Banyo günleri var. 14 Ocak ilk banyo günüydü. Ben 27 Ocak’dakini fotoğraflıycam. Milyonlarca Hindu BABA Ganj’a sabah 7′de çırılçıplak koşturarak girecek. Yok artık diyorsunuz diimi:) Evet bu bir gerçek. 12 yılda bir ve ben burdayım. Süper şanslıyım bu konuda. Gelirken haberim bile  yoktu. İstesem ayarlıyamazdım:) Buğün otobüs ile geçerken çadırları gördüm ve aman tanrım:) Yakında paylaşırım:)

Kendinize iyi bakın. Bende iyi bakıcam kendime söz:)

Yazmayı unuttum. 7 yaşından küçük çocuklar, hamile kadınlar, kobra yılanı tarafından sokulup ölmüş insanlar Ganj’da yakılmıyor. Taş bağlanıp Ganj’ın dibine gönderiliyor. 1 kızın taş bağlanıp suya atıldığına şahit oldum.

 

Sevgiler

  • Lumbini
  • Lumbini
  • Lumbini
  • Lumbini
  • Lumbini
  • Lumbini
  • Lumbini
  • Lumbini
  • Kushinagar
  • Kushinagar
  • Kushinagar
  • Kushinagar
  • Kushinagar
  • Gorakhpur`a tren :)
  • Kushinagar
  • Kushinagar
  • Kushinagar
  • Kushinagar
  • Kushinagar
  • Kushinagar
  • Kushinagar

Lumbini – Kushinagar

Lumbini’ye geldiğimi söylemiştim. Lumbini Buddha’nin doğduğu yer olmakla birlikte Himdistan sınırına 15-20 km. Buraya hemen hemen Dünya’daki bütün budist ülkeler bir tapınak yapmışlar ve bütün alan tapınaklar ile dolu. Bisiklet kiralayıp bütün gününüzü harcıyarak hepsini ziyaret edebiliyorsunuz. Günümün en önemli olayı hani bu çocuk yutan yılanlar varya , işte ondan birtane gördüm çalıların arasında ve videosunu çektim. Lumbini videosuna dikkatli bakın, yakında yayınlarım onuda. Günlük bisiklet kirası 2 dolar. Kaldığımız yere ise kişi başı 2 bucuk dolar. Fiyatlar görüldüğü gibi ugun. Lumbini’de 2 gece kaldık. Ben çok kalmak istemedim çünkü Hindistan’a geçmek istiyordum. Sabah 2 arkadaşımla beraber 06:00 da kalkıp otobüs ile Lumbini’den ayrıldık. Onlar Kathmandu’ya geri döndüler , ben ise Hindistan sınırına. Otobüs’den iner inmez alelacele beni bir üstü açık jeep’e bindirdiler ve ne olduğunu anlamadan sınıra doğru ilerlemeye başladık. Meğerse sınıra jeep ile ulaşım yapıyorlarmış. İnanılmaz bir  sis vardı sabahtan beri. Önümüzü goremiyorduk. Jeep’den indikten sonra düşünün hangi taraf diye  sordum:) Herneyse herkesin yürüdüğü bir yol vardı bende o yöne gitmeye başladım. Birsüre sonra amcanın biri bağırmaya başladı Pasaport  diye:) Kala kaldım :) Adam  dedi pasaportunu çıkar da girişini yapalım. Dedim ne  girişi daha  çıkmadım ki :) Meğerse ben Nepal sınırından çıkıp Himdistan’a girmişim bile:)) Abi kimse beni durdurmaz mı Nepal sınırında? Ya zaten sınır mı yoksa tepecik tenekeli mahallesi mi anlamadım:) Adam dedi hadi abicim geri Nepal sınırına yürü çıkışını yaptır ve geri gel. Emir demiri döver:) Ben tıpış tıpış geri ve gülen yüzümle çıkışımı yaptırdım ve Hindistan sınırından da girişimi. Oh herşey bitmişti. Şimdi sıra Gorakhpur a gidecek otobüs veya eşşeği bulmakdı :) Tabi bunu bulurken kazıklanmamaya özen göstericektim. Çünkü her yeni girdiğim ülkede önce bir hoşgeldin oluyor:) Neyse bir adam durdurdu beni ve Gorakhpur’a mı gidiyorsun dedi ve bende  hayır  diyemedim:) Normalde hayır teşekkür ederim diyip otobüsü bulmam lazım. Abimiz jeep’ine adam arıyordu Gorakhpur’a götürecek. Dayanamadım kaç para dedim. 200 rupi dedi. Sonra düşündüm ve öğrendim ki otobüs 80 rupi ve 4 saat  sürecek. Jeep 200 rupi ve 2 saat. Dedim bari çekemiyecegim şimdi otobüs falan. Ok dedim. Nitekim iyide yapmışım. Yolculuk süperdi. Birara  uyukluyordu arabayı kullanırken ama farkına vardı ve ara verip elini yüzünü yıkadıktan sonra rahatladım ben. Yoksa arkada emniyet kemerlerini nasıl birleştirsem de çalışır hale getirsemin peşinde koşturuyordum ben :)

Gorakhpur’a vardık ve ben hemen Kushinagar otobüsünü yakaladım ve 2 saat süren yolculukdan sonra Kushinagar’a vardım. Ha bide otobüs’de anlamadığım bir kavga çıktı. Anlatabildikleri kadar aile arası mı bişeymiş falan. Sınırdan buraya kadar 2 turist gördüm sadece. Kushinagar’da bi ben varım bide Ukrayna’lı bir çocuk ile tanıştım. Gerisi hepsi Hintli. Buddha’nin vefaat ettiği yeri gezdim. Bayağı güzeldi bence ama burası bu kadar. Yarın yine hareket edicem. Varanassı’ye treni yakalamam lazım. Ordan bakıcam artık nereye giderim diye. Etrafta turist olmaması güzel ama konuşcak kimse olmaması da sıkıcı olabiliyormuş:) Şu an Burma tapınağında kalıyorum. 2 kişilik bir odada. Biraz sanki rutubet var ama idare ediceğiz artık. Burası tapınağın misafirhanesi. Giderken bagış yapıyorsun. Ben seviyorum tapınaklarda kalmayı huzurlu oluyor. Havalar bu arada hala soğuk. Herhalde Goa’ya inene kadar böyle olucak. Şuan internetim yok burda o yüzden bu postamı şimdi yayınlıyamıyorum. Ama en kısa zamanda sizinle olucak:)  Saat 20:00 ve tapınak’da herkes yatıyor bnm uykum yok kala kaldım  odada böyle:) Şuan saat 20:36 ve dışarı çıkıp tapınak’ın (Stupa) gece çekimlerini yaptım. Çekim yaparken bir adam yanaştı ve bana Buda’yı anlattı ve süperdi gece gece güzel oldu:) Fotoğraf’larda umarım görürsünüz.

 

14.01.2013

Dediğim gibi erkenden kalkıp Varanasi’ye ulaşmak için Deoria’ya (35 km) gittim binbir güçlükle. Ordan tren ile geçicektim Varanasi’ye ama geçemedim :) Diyeceksiniz ki neden? Çünkü ben Deoria’ya sabah 10:30 da vardım. Meğerse tren akşam 7 de imiş. O kadar saat tren istasyonunda beklemek ölüm. Zaten etraftaki tek turist sizsiniz ve herkes seni dip tırnak süzüyor hatta yanına gelip muhabete koyuluyor. Tabiki güzel birşey ama gün içerisinde bunu 20 kere yaşayınca orda dur diyebiliyorsun bazen:) Herneyse dedim burda beklemekden ise ben

Gorakhpur’a (50 km) ilk tren ile geri döneyim. Donmem de iyi olmus Gorakphur`da festival yakaldim. Bugun aslinda Kumbh Mela` resmi olarak basladigi gun:)  Şuan otelimin odasındayım. Evet Hindistan’da 2. günüm. Burası hakkında ne diyebileceğimi bilmiyorum. Bazı insanlar cok iyi bazıları da çok suratsız. Tabiki 1 milyar insanın içinde hertürlü insan var. Ama şunu soyliyebilirim. Duygular gün içerisinde inişli cıkışlı. Bir anda burdan nefret edebiliyorsunuz ve bir anda da o kadar sevebiliyorsunuz. Zannedersem biraz daha zamana ihtiyacım var:) Bugün gördüğüm bir iki dilenci vardı ki amanın sakın görmeyin. Anlatmak bile istemiyorum. Ama içimden NE OLUYOR dedim! Bu gibi şeyler moral bozabiliyor. Bide bu iki gündür gördüğüm turist sayısı 2 yada 3. Zannedersem biraz da muhabbet etmeyi özledim:)

Herneyse ben çok iyiyim. Yarın tren ile burdan Varanasi’ye geçicem. Yakında tekrar yazmak üzere:)

 

Hepinize sevgilerimi iletiyorum!

 

Tarık GÖK

  • IMG_6048
  • IMG_5758
  • IMG_5819
  • IMG_5829
  • IMG_5834
  • IMG_5843
  • IMG_5850
  • IMG_5854
  • IMG_5859
  • IMG_5883
  • IMG_5893
  • IMG_5923
  • IMG_5958
  • IMG_5963
  • IMG_5965
  • IMG_5981
  • IMG_6048
  • IMG_6056
  • IMG_6150

Pokhara

Evet Kathmandu’da dinlendikten sonra hadi dedik bi tatil beldesi Pokhara’ya gidelim gezelim. Nitekim 6 saat süren otoüs yolculuğundan sonra Pokhara’ya vardık. Aslında benim Pokhara’ya gitme gibi bir planım yoktu ve hatta Nepal vizem bile bitti biticekti. Tabi vizemi de 15 gün uzatmak zorunda kaldım. Vize uzatmak kolay , 1 günlük iş. Tabi 1 günlük işi kısaltmanın bir yolu var oda rüşvet:) Ya bu iş daha kısa yoldan olmaz mı diye sordum oylesine oda bana 500 rupi (10 Lira) dedi:) Yani farkında olmadan adama bu iş rüşvet ile olmazmı ya getirdim olayı:) Nese düzeltiyorum , Nepal de vizeni uzatmak 15 dakika :p

Pokhara göl kenarı güzel bir tatil beldesi. Çok turistik. Bana Bodrum gümbet’in 15 yıl öncesini falan biraz hatırlattı. Sadece köpekler yok :) Kaldığımız yer çok ucuz ve rahattı. Nepal’de sadece bir problem var şu an itibari ile günde 12 saat elektrik yok. Önümüzdeki ay günde 16 saat’e çıkacak bu durum:( Buda bize arasıra sıkıntı  yaratıyordu. Duş alıcak sıcak su ve bataryaları şarj edicek elektrik hep sıkıntı idi. Jeneratör olan restoranları seçip orda yiyip içiyorduk. Taaki Türk yemekleri yapan biryer bulana kadar. Offf ne güzeldi ya:) İskender bile  yedim orda. Buraya gelenlere kesinlikle tavsiye  ederim arayın bulun orayı! Pokhara’da hiçbirşey yapmadık. Oyle  takıldık kasabada. Birgün bisiklet kiralayıp 32 km etrafta dolaştık. Bide Tibet mülteci kampını ziyaret ettim ve hatta bir ayinlerine katıldım. Bana çaylarından ikram ettiler. Eyvah dedim nasıl  içicem bunu ben? Sütlü çay ve sanki içine 5 kaşık tuz atmışlardı:( Hemen sihirbazlık yaptım ve o çayı yok ettim:) Ama yüzünüzdeki gülümsemeyi kaybetmemeniz  lazım bunu yaparken :)

Ya bu ülkede birde başka bir sorun var , insanlar hiç bir tuvaleti temizlemezmi? Nerde kaldıysak tuvalet rezalet. İnanın alaturka tuvalet arar oldum ki bulması kolay neyseki:) Bazen şöyle 5 dakika bi İzmir’deki evime işinlansam da geri gelsem diyorum ama hemen gerçekle yüzleşip tuvaleti kullanıyorum:) Hindistan daha berbatmış duyduğuma göre hadi hayırlısı. Sanki ucundan azıcık alışıyorum ;)

Şu an Lumbini’deyim. Burası Buddha’nın doğduğu yer. Lumbini yazımı yakında yazıcam. Hatta ufak günü anlatan birde video yapıp kurguladım. Yakında sinemalarda :p Şu an saat 23:17 ve uykum var. Biraz sonra  yatıcam bu postayı yayınladıktan sonra. Yarın sabah 06:00 da kalkıl Hindistan sınırına doğru yola cıkıyorum. Evet yarın Hindistan’a geçiyorum. Komik olucak belki ama Hindistan’a geçer geçmez Buddha’nin öldüğü yere (Kushinagar) gitmeye karar verdim! En yakın ve ilginç orasını buldum. Doğduğu yerden öldüğü yere. Sınırdan sonra 5 saat sürecek yolculuk ve 2 otobüs degiştiricem. Kushinagar’da tapınakda kalıcam. Tapınaklarda kalmak en güzeli ,rahat ve huzurlu oluyor. Yarın uzun zamandan beri ilk defa yanlız seyahat edicem. Arkadaşlarımla  ayrılıyorum. Herkes kendi yoluna:) Bakalım yolda kimler denk gelicek gorücez. Şimdiden sevgiler çünkü yatıp dinlenmem lazım. Yarın uzun birgün:)

Sizleri seviyorum!

Tarık GÖK

Not: Birkaç foto yükledim umarım beğenirsiniz:)

 

gitmeye karar verdim

  • IMG_3329
  • IMG_3333
  • IMG_3339
  • IMG_3483
  • IMG_3589
  • IMG_3323
  • IMG_1947
  • IMG_5000
  • IMG_3289
  • IMG_2239
  • IMG_2313
  • IMG_2383
  • IMG_2630
  • IMG_2734
  • IMG_2762
  • IMG_2813
  • IMG_3101
  • IMG_4222
  • IMG_4233
  • IMG_4269
  • IMG_4317
  • IMG_4375
  • IMG_4380
  • IMG_4406
  • IMG_4414
  • IMG_4428
  • IMG_4457
  • IMG_4543
  • IMG_4591
  • IMG_4918
  • IMG_4932
  • IMG_4087
  • IMG_3101
  • IMG_3922
  • IMG_3955

Everest’in yollari taştan.

 

 

10 Aralık 2012′de önceden kurmuş olup ama yüzyüze Nepal’de tanıştığımız 5 kişilik ekibimizle Jiri bölgesine doğru otobüs ile hareket ettik. 10 buçuk saat sonra Jiri (Shivalaya) köyüne vardık ve 1 gece konakladıktan sonra Everest’e doğru yolculuğumuza 11 aralık 2012 sabahı yürüyerek başladık. İlk günler gerçekten cok zor ve  geceleri soğuk geciyordu. Yürüyüşler uzun ve bol çıkış aynı zamanda inişli idi!

Bir anda  kendimizi 3500 lerde bulup aynı gün 2200 lere inebiliyorduk. 2. gün bir arkadaşımızı ayaklarındaki sorun sebebi ile 1 gün geride bırakmak zorunda kaldık. Yolumuza 4 kişi ile birlikte devam ederken aramıza yolda tanıştığımız bir İngiliz dahil oldu. Çok kişi ile  karşılaşmıyorduk yolda. Karşılaştıklarımız ile de yakın durmaya hatta  birlikte yürümeye çalışıyorduk. Yolda Nepal’li köylülerin yapmış oldukları barakada kalıp orda onların yemeklerini yiyorduk. Aynı yemeği bir başka barakada yediğimiz zaman karşımıza bambaşka bir lezzet ve görüntü gelebiliyordu çünkü her evin kendi bir tarzı vardı. Yolculuğumuzun 7. gününde Namche Bazaar’a ulaştık.  Namche Bazaar bizim için Paris’e ulaşmak gibi birşeydi. Çünkü istadiğiniz herşeye  ulaşabiliyor ve istediğiniz herşeyi yiyebiliyordunuz. Sıcak duş, rahat yataklar bizim için rüya gibiydi. 1. etapı bitirmiş gözüküyorduk. 1 hafta boyunca 7-8 saat hergün boyunca yürümüştük ve bu bizim için biraz ağır geçmişti. Yüksek irtifaya uyum sağlamak için Namche Bazaar’da 2 gece konaklamamız gerekiyordu ve herkes mutlu gözüküyordu. Yüksek dağlara yaklaşmıştık. Bundan sonraki yürüyüşler uzun degil ama yüksek irtifa’da geçicekti. Bizi tek zorluyacak şey artık yükseldikçe oksijenin azalması ve yüksek irtifa hastalığına kapılmamızdı. O yüzden bundan sonra çok dikkat etmeliydik.

Neden Jiri’den yürümeye başladık yolculuğumuza? Bu çok önemli bir nokta benim için , çünkü Jiri 1953 yılında Everest’e ilk tırmanan Yeni Zellanda’lı Edmund Hillary’nin Everest’e ulaşmak için yola çıktığı yerdir. Bizde bu tarihi yolculuğu tekrardan yaşamak ve az da olsa bu duyğunun nasıl birşey olduğunu yaşamak istedik. Everest’e ulaşmak 14 gün, ordan Cholla Pass (5420) üzerinden Gokyo Ri (5357) ve Lukla havaalanına ulaşmak 7 gün sürecekti. Bu yolculuğumuzu hiçbir taşıyıcı kullanmadan ve hiçbir rehber desteği almadan yapıcaktık.

Namche Bazaar’da 2 gece konakladıktan sonra yeni bir enerji ile tekrardan yola çıktık. 2 gün sonra Dingbouche’ye vardık. Dingbouche bizim 2. yüksek irtifa’ya alışma noktamızdı. Burda da 2 gece konaklayıp yüksek irtifa cıkış ve inişi yapmamız gerekiyordu ve ilk 5100′lük zirvemizi tamamladık ve tekrardan 4358′e indik. Artık daha yükseklere yavaş yavaş hazır duruma geliyorduk. Tekrar yola çıktık. Gittikçe yükseliyorduk. Kısa ama zor yürüyüşler (4-5 saat) ardından Gorak Shep’e (5100) vardık. Daha önce 5100 metre’ye trımandığımız için bu yüksekliğe hazırdık. Burda da 2 gece geçirecektik. İlk gün Kalapatar’a tırmanıp ertesi gün Everest Base Camp’e gidecektik. Beni en çok zorluyan bütün yolculuk boyunca Kalapatar (5545) oldu. Soğuk’dan kaynaklanan inanılmaz bir başağrısı ve yüksek irtifa. Ama geri dönemezdim. Başarmalıydım! Ve sonunda Kalapatar’ın zirvesindeydim. Karşımda Everest bana bakıyordu. Ölüm irtifasına 1500 metre vardı sadece. Orda  olmak muhteşem idi. Base camp’i görebiliyordum. Gorak Shep’e geri döndük gece -20 dereceydi ve kaldığımız odada hiçbir zaman ısıtıcı yok ve 1 gece daha konakladıktan sonra hedefimize ulaşmaya saatler kalmıştı. Everest Base Camp! 3 saatlik bir yürüyüş sonunda işte  ordaydık. 14 gün sonra işte karşımızda Everest Base camp ve Khumbu Glacier. Şapka çıkartılacak bir dağ vardı karşımızda. İşte Everest işte dünya’nın çatısı ve biz eteklerindeydik. 5364 metre. Hedefe ulaşmanın ve 14 gün yürümenin vermiş  olduğu bu haz hiçbirşeye degişilmez idi. Ağlamak istiyordum. Tam buzulun ortasında idik. Tek kelime ile olağanüstü idi. Birsure sonra geri dönmek zorunda kaldık ve yolculuğumuzun 2. etapı da bitmişti.

Gorak shep de 2. geceyide konakladıktan sonra şimdi sıra belkide yolculuğumuzun en tehlikeli bölümüne gelmişti. Cholla Pass’ı geçip Gokyo’ya ulaşmamız gerekiyordu. Cholla Pass 5420 metre’de olup tümüyle buzlarla kaplı bir geçit idi. Kimse bize ordan gitmemizi önermiyordu. Geçitin ilk defa bu kadar buzlarla dolu olduğunu ve hayati tehlike taşıdığını bize sürekli söyleyip bizi vazgeçirmek istiyorlardı.

Öyle de oldu:) Namche Bazaar’da bize katılan 1 çift bizden ayrılıp başka bir yoldan Gokyo’ya ulaşmaya karar verdi. Jiri’den beri bizimle olan başka bir arkadaşımız yüksek irtifa hastalığına kapıldığını söyleyip bizden ayrıldı. Ve kaldık ben ile beraber 3 kişi:) Biz kararlıydık Cholla Pass’ı geçmeye! Bence dönemezdik , yolu  uzatamazdık. Amaç zaten  yolu  kısaltmak degildi. Amaç Cholla Pass’ı geçmek idi. Sonuç ne olursa olsun ben bunu yapmalıydım. İşte o zaman herşey tamamlanmış olucaktı. Yanımdaki arkadaşlarımıda burdan tebrik ederim çünkü onlar da vazgeçmedi. Başından beri yanımda olan bide iki kız idi. Tebriklerrr! Cholla Pass’ı geçtik! Muhteşem bir tecrübe idi. Başarmıştık. Heryer buzlarla kaplı idi. İrtifa yüksek idi. Ayakta zor duruyor ve ya kayarsak ı sürekli düşünüp dururken herşey geçip bitmişti. Güvenli bölğeye ulaşmıştık ve sevinçten zıplıyorduk. Birdaha  olsa birdaha  yapardım. İşte bütün yolculuğun noktasıydı bu bence. Ordan Gokyo’ya ulaştık ve yolculuk sona ermek üzereydi. 4-5 gün sonra Lukla havaalanına ulaşıp Kathmandu’ya geri dönebilirdik. Ve öyle de oldu. Bitmişti! 21 gün 190 km 3 tane 5000 üstü zirve geçip gitmişti. Duygularım mı ? Keşke anlatabilsem:) Benim için yendien doğuş bu olsa gerek. Benim için artık açılar degişti , belki düşünceler yada bakışlar. Hayat yolculuğumun içinde başka bir yolculuk yaptım. Evet bu trekking değildi. Bu bir yolculuk du. Hayatımın en güzel yolculuğu ve en güzel hedefi. Hayat bana bunu yaşattığı için ne kadar teşekkür etsem azdır. Yaşadığınız problemleri lütfen tekrardan bir gözden geçirin ve onların gerçekten de bir problem olmadığını görün.

Hayatınıza bir şans verin ve yapmak istediğiniz ilk şeyi lütfen gerçekleştirin.

Sizleri seven Tarık GÖK

Peace

not: Binlerce foto  var  bunları  seçebildim  idare  edersiniz:)

Yazıyı paylaşmak istiyenler lütfen paylaşsınlar.

Paylaşımlarınız için teşekkür ederim.

  • IMG_1801
  • IMG_1804
  • IMG_1807
  • IMG_1811

İlk postam…

Merhaba arkadaşlar bu  size ilk postam. Bu postayı Sharjah havaalanından yazıyorum. Dubai demiyorum çünkü Dubai havaalanı başka  bir havaalanıymış:) Ben burda Everest Base Camp’a yapıcağım 27 günlük tırmanıştaki ekip arkadaşımla buluşmak için plan yaparken bu sabah onun Dubai havaalanına indiğini öğrendim. İkimiz de Dubai ye  uçuyorduk , sabah saat 9 da information desk’de buluşmak için söz vermiştik ama tabi ayrı havaalanlarının deslkerindeydik. Neyse artık görüşmek Kathmandu’ya kaldı. Neyseki uçuş numarası vardı da anlıyabildim ben durumu. Acaba  o ne  yaptı  bilemiyorum:) Henüz birbirimiz ile bağlantıya giremedik. Sharjah havaalanı tam bir kaos. Koskoca havaalanında kablosuz internet yok:( Bir yerde internet varmış ve girişi 50 lira. 3 saat kalabiliyorsun sonra çıkman gerekiyor. Ha bide internet bugün bozukmuş :)) Anlıyacağınız bu postayı ancak akşama yayınlarım yada yarın sabaha. Karşıma çıkacak durumlardan emin olmadığım için birşey diyemiyorum. Şu and burda saat sabah 07:56. Turkiye saati ile oğlen 13:00 da uçağım Kathmandu’da doğru hareket edicek. Sharjah havaalanı demişken sizleri uyarayım. Ben 8 saat aktarma  bekliycem, ama Yeliz yanımda 18 saat bekliyecek. Yeliz ile Sabiha Gökçen havaalanında uçağa binerken tanıştım. Tanıştığım super  oldu hem burda başka  zaman geçmiyor en azında birbirimiz ile Türkçe konuşup geyik yapıyoruz. Konuya  geleyim, Yeliz 18 saat bekliyeceği için, ya ben  otel’e yerleşeyim bari dedi ve biz havaalanın oteline gittik ve oda  fiyatının 212 dolar olduğunu öğrendikten sonra birbirimize bakıp hemen çıktık ordan. Şu an karşımdaki dünyanın en rahatsız koltuklarında uyuyor yada uyumaya çalışıyor. Fotoğrafını çekip koyucağım bakın :) Yani Sharjah havaalanı ben bu insanlara nasıl daha çok rahatsızlık verebilirim demiş diye geyiğini bile yaptık:) Demek istediğim eğer yolunuz buraya düşer ise hazırlıklı olun.

Ben herşeye rağmen çok eğleniyorum:) Ama 2-3 saat sonra yorgunluk basınca belki bir parağraf birşeyler eklerim buraya büyük harfler ile :))

Birçoğunuz yapıcağım olduğum geziyi biliyor , bilmiyenlere de kısaca  açıklamak  istiyorum.

Nepal e gidiyorum ve salı sabahı Jiri’den Everest base camp’a doğru 27 gün sürecek trekking macerama doğru yola cıkıcaz. 4 kişi çıkıyoruz bu yola. 3′ümüz bugün Kathmandu’ya ulaşıcaz 1 kiş yarın bize katılcak. Sam (Guney Afrika) , Tim (İngiltere) Ally (Avustralya) bide ben :))  Anlıyacağınız fikra gibiyiz:) Hatta fıkra şöyle gidiyor. Afrikalı demiş ki ben bu dağa böyle çıkarım:) İngiliz de demiş ki bende şöyle çıkarım…………………diye gidiyor hahahahahah.    Neyse geyiği keseyim de devam edeyim. Treking’den sonra ben kara yolu ile Hindistana geçiyorum ilk durağım Ganj nehri olucak. Sonrasını bende bilmiyorum zaten plan da yapmıyorum. Ama bunu hep beraber postalarımı okuyarak öğrenicez:) Elimden geldiği sürece yazmaya çalışıcam. Everest yürüyüşüne yanıma bilgisayar almamaya kara verdim. o yüzden uzun bir ara benden haber alamıyabilirsiniz ama ufacık da olsa bir sinyal göndermeye çalışıcam. Eğer 1 ay hiçbir sinyal gelmesse en son Everest’in oralardaydı dersiniz:p

Kathmandu havaalanından Couchsurfing’den birisi beni karşılayacak ve 1 gece evinde misafir  edicek. Kendisini tanımıyorum ama profilinde yuzlerce iyi referans var. Yani merak etmeyin.

Yarın ekip ile buluşuyoruz ve yuruyüş için alışveriş günü. Ertesi sabah otobüs ile Jiri’ye 9 saatlik bir yolculuk sonra da yürüyüş başlıyor zaten. Okadar heyecanlıyım ki anlatamam size. 2 haftadır karnımda kelebekler uçuşuyor. Akşamları  uyuyamıyorum, sabahları güneş doğmadan uyanıyorum.

Çok güzel geçiceğine eminim. Ha bu arada bu ekip ile nerde tanıştım? İnternet de yanlış hatırlamıyorsam trekkingpartner.com var. Ordan Sam’in mesajını gördüm ve cp yazdım. Sonra başkaları olaya  dahil oldu ve  ekibi kurduk. Yolun yarısında 2-3 kişi daha  bize katılacak. Kimse kimseyi tanımıyor:) Yarın buluşup öğlen yemeği yiycez işte.

Şimdilik bu kadar  yazayım. İlk posta olmasına  rağmen gayet de uzun oldu sevdim :) Umarım sonuna kadar okursunuz. Eğer yorum bırakmak isterseniz aşağıdaki bölüme yazmaktan lütfen çekinmeyin ve paylaşmak isterseniz lütfen paylaşın.

Hepinizi çok seviyorum.

Tarık

not: şu an saat 22:30 Kathamndu

HAydi SurF’e

Çok eğlenerek çektiğim ve kurguladığım surf videom :)

iyi seyirlerr